4 Mart 2012 Pazar

BÜYÜK KÖRLÜK

Okumuş ama cahil kalmışlık… Belki de en büyük savaşımız bunun üzerinden yürüyor. Sonlanamayacak, ateşkese ermeyecek bir savaş bu… Ne yazık ki… İnsanlık, arkadaşlık, meslektaşlık ve pek çok güzel olgu da bu savaşın içinde yok olmaya mahkûm. Beni en çok üzeni de bir zamanlar tanıdığım ya da tanıdığımı sandığım bazı şahısların da bu kör kalmışlıktan nasiplerini almaları oluyor…
Okul yıllarından bir arkadaşım. Çok yakın değildik ama aynı sıralarda dirsek çürütmüşüz sonuçta… Üniversite mezunu şimdi. Hem de bilim insanı… Güya…
Mesleğiyle ilgili bir yüzde tablosu paylaşıyor sanal duvarında. Meslektaşlarının memnuniyetsizliğini yüksek oranlı yüzdelerle kanıtlayan bir kanıt olarak yapıştırmış oraya. İbret-i âlem için herhalde!
Ben de hizmet verdiği kitlenin memnuniyetsizlik yüzdesinin içinde bir insan olarak, bir de onun olmayan hoşgörüsüne! sığınarak, altına bir yorum ekliyorum. Bir de hizmet verdiğiniz kişilerin memnuniyet oranına bakmak lazım diye…
Vay efendim, sen misin bunu söyleyen? Evet, benim maalesef eski okul arkadaşım. Ne oldu?
Bir püskürmeye başladı bana… Aman ne kadar dertliymiş…
“Dışardan konuşması kolaymış”. Bir kere ben olayın dışında değilim. Senden ve senin gibilerden hizmet aldığıma göre olayın içindeyim.
“Onun mesleğini aşağılayamazmışım”. Zaten aşağılamak değil ki benim yaptığım, sadece diğer tarafın gözünden de görebilmeni sağlamak.
“Bir daha yorum yazmamalıymışım”. Hımmm tabi öyle kimseyi dinlemeden atıp tutmak ne kadar kolay. Sen konuşacaksın herkes susacak, var mı öyle lüks bu dünyada?
“Neler çektiğini bir tek o biliyormuş”. Ben senin çektiklerinle ilgili bir şey demedim zaten. Sen benim senin meslektaşlarından neler çektiğimi biliyor musun acaba?
Her şeye tek taraflı bakmak, sadece kendini haklı görmek ve at gözlüğüne sıkı sıkıya yapışmak ne kadar kolay öyle, senin yaptığın gibi… Ülkenin her yanında herkesin de birbirine yaptığı gibi…
Ayrıca o kadar onurluysan zaten meslektaşlarının hatalarını kabul etmelisin ki sen onların arasından sıyrılarak insan olabilesin. Benim de çok onurlu bir mesleğim var mesela. Ama meslektaşlarımın hepsi onurlu mu? Yeri geliyor onların hareketlerinden dolayı mesleğim adına utancımı dile getirebiliyorum. Bu beni küçültmez ki…
Sen doğruları yapıyor olabilirsin. Ama herkes senin gibi mi çalışıyor da onları bir taraf gibi kabul edip beni de karşı taraf olarak karşına alıyorsun daha anlayıp dinlemeden?
Arkadaş püskürmeye devam ediyor…
“İçimdeki kini kendime saklamalıymışım”. Valla içimde en ufak bir kin yok kimseye karşı, onu da nereden çıkardın? Esas içi dolmuş taşmış olan kendinsin. Bunu fark edemeyecek kadar da kör olmuşsun.
Başka cevap yazmayacakmış bana, ona hakaret etmişim falan filan… Esas ben bir daha cevap yazmakla vakit kaybetmeyeceğim. Çünkü gözünü tek bir noktaya çevirmiş, kıt düşüncelerle yaşayan ve dar koşulları yaratarak kendi dünyasını da daraltan her kişinin gözünü açmaya çalışmakla kaybedemeyecek kadar değerli benim vaktim.
Ama çok saygın, mesleğine kendini adamış ve gerçekten kendini geliştirmeye veren doktorlar girdi benim hayatıma. Sevgili Dr. Nebahat Sulubulut, Dr. Işıl Aktaş, Dr. Baran Aytaç, Dr. Recai Pabuççu, Dr. Ergün Özgüç gibi… Kendilerini tanımış olmaktan dolayı çok gururlu ve memnunum. Onların ortak bir noktası var, mesleki olumsuzluklarına odaklanıp duvarlarına bunları asmıyorlar. Duvarlarına, panolarına başarılarına ilişkin haberleri ve tedavi ettikleri insanların mutlu fotoğraflarını ya da hedefledikleri konuları koyuyorlar. O nedenle de başarılılar ve sürünmüyorlar. Bence önce kendilerine, sonra insanlara, hastalarına ve mesleklerine esas saygıyı onlar duyuyorlar. Ve saygı gösterilmeyi de hak ediyorlar. Daha ismini sayamadığım niceleri vardır. Ben de burada olumsuzluk yaşadığım örnekleri vermeyeceğim ki o kine bulanmış arkadaşıma da doğru örnek olayım. Onun bunu anlayacağını da düşünmüyorum ama olsun…
Bir gün üniversite diploması alan herkesin, özellikle de bilime hizmet eden meslek gruplarından insanların at gözlüklerinden kurtulmalarını umuyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme