12 Mart 2019 Salı

ÇOCUKLARA HİKAYELER


Çocukluğumun çok da tatlı geçtiği söylenemez. Şimdiki aklımla bakınca, her çocuk gibi, heyecanla yeni maceralara açılan günlerin keşfinde kaybolmak isterken, nedenini bilmediğim dehlizlerde bulurmuşum meğer kendimi… Bu karmaşıklığın, tezatlığın bir kısmını anlayabiliyordum o zaman, bir kısmını ise hâlâ anlayamıyorum.

28 Şubat 2019 Perşembe

NASIR


Sus diyor bana. Susmak, gitmekle yarı yarıya aynıdır aslında. Anlamak için bir ömür gerektiğine inanmaya başladığımız noktada, anlaşılmanın ve anlayabilmenin güçlüğüyle burkuluyorum.

16 Şubat 2019 Cumartesi

AKŞAM VAKTİ


İstanbul’da güzel olan ne kaldı? Yeri, konumu, tarihi, coğrafyası ve içinde birikmiş anılardan başka… Evlerde mi yoksa ofislerde mi aradığımız sıcak, tatlı, yalın, taze kokan umut veren, birleştiren duygularla olgular? Yoksa alabildiğine özgür, iyiyle birlikte kötüye de sonuna kadar açık, güvenliğin azalışından korkusuzca tehlikelerine yürünebilen doğasına, tıkırtılarına, gürültülerine ve karanlıkta saklanan pusularına rağmen vazgeçmeye direndiğimiz sokaklarında mı?

31 Ocak 2019 Perşembe

YORGAN DÜĞMESİ


Yağmur yağacak dediler ya, mutlaka çıkmam lazım sokağa. Hem de botsuz, şemsiyesiz, hazırlıksızca yine. Bu şöyle bir şey; süslenir püslenir her ayrıntıya özenir de çıkarak kimseyle karşılaşmadan eve tıpış tıpış dönmenin aksine, en doğal halinle ve birazcık da dağıtmış bir şekildeyken çıkıp da en umulmaz kişiye rastlamanın kendi halindeliğinde, özünde her şeye ve kendine güvenmekle alakalı belki de…

26 Ocak 2019 Cumartesi

HOLLANDALI BABA


Bunu anlatmasam olmazdı. Mahalle arasında küçük bir çocuk parkındayız. Hava buz gibi soğuk. Rüzgâr da baya üşütüyor. Bu nedenle az çocuk var. Onlara sorsaydık eğer, mevsime ve zamana bakmaksızın sokakta büyümek isterlerdi. Pek çok şeyi sormadan onların adına karar aldığımız sayısız günden birindeydik. Mecburi sınırları daha da çok sınırlandırarak yarınlarını ellerinden yavaş yavaş aldığımızın farkında değildik.

26 Aralık 2018 Çarşamba

ANNELİK NEDEN GÖZE SOKULMAZ


Bazen birinin canının yanabileceğini düşünmek; büyük, incelikli, özverili ve az rastlanan bir empatik yetenek… Bana sorarsanız altıncı duyu organımız, KALBİMİZ…
Kayıplarımızın ayıplarımızı örtemediği gibi acılarımız da bahanelerimiz olamaz. Ancak herkesin iyiliği için, hassas noktalara bin bir kere düşünerek temas etmeli. Belki de yanından bile geçmemeli…

27 Kasım 2018 Salı

ESAS PİYON


Kendini kendine bile anlatamazken kimseye açılıp da anlatamamak,
Herkesin seni kendi açıklarına göre dinleyeceğini bildiğin için güvenememek, seni kimsenin sen gözüyle düşünmediğini, herkesin kendine göre değerlendirdiğini, değerlendirildikçe de senden bir şeylerin usulca gittiğini,
Anladığında gerçek yalnızlığı da anlıyorsun.