28 Şubat 2012 Salı

TAKSİM’DE DEĞİŞİM RÜZGÂRI

Biraz daha gençken gözümüz karaydı. Üniversitedeki öğrencilik yıllarım Ankara’da geçti. Heyecan ve motivasyon diz boyu o zamanlar. Bir tek akşamı Taksim’de geçirmek için sınırlarımızı nasıl zorladığımızı hatırlıyorum. Cumartesi öğleden sonra yola koyulup akşam olmak üzereyken Taksim’e varmak pahasına 450 km’lik yolu gözümüzü kırpmadan gittiğimizi… Ve ertesi günün akşamı tekrar başkente döndüğümüzü…
Sadece tek bir akşam Taksim’in havasını koklayabilmek için…
İstiklal’in ışıl ışıl yollarını birkaç saat arşınlayabilmek için…
Hafta içinden bir arzu sarardı her yanımızı, Ankara’nın sayılı İstanbulluları… Birkaç kişiyi geçmiyorduk. Hafta sonunu nasıl da iple çekerdik bu hayalin peşinde… İnsan bir hayale tutununca, amacına sarılınca nasıl da sıkı basıyor ayakları yere. Gözü hiç bir şeyi görmüyor. Hiçbir şeyi dert etmiyor. Hedefe kilitlenerek umutla o günün güzelliğini bekliyor…
450 km yol…
Ardından birkaç saat Taksim…
Ertesi gün tekrar Ankara’ya dönüş…
Paha biçilemezdi…
İstanbul’a temelli geri dönüp yerleştikten sonra bir daha öyle çok istemedim Taksim’e gitmeyi…
Bilirsiniz, hayaller ulaşana kadar güzeldir.
Şimdi de severim ama o zaman bir başka maceraydı, bir başka kıymetliydi sanki…
Son zamanlarda Taksim’le ilgili yeni projeler tasarlanmakta... Yaya girişinin sınırlı hale getirileceği, araçsız gidilmesinin mümkün olmayacağı, Taksim meydanının eski halini kaybedeceği ve daha birçok yenilik… Çok kulak asmadım bunlara. Biraz düşündüm…
Bir şeyler zaman içinde değişecektir. Bunu kabul etmek lazım…
Taksim de değişecektir, değiştirilecektir.
Değişim olmazsa gelişim de olmaz. Rutinleşir hayat…
Sıradanlaşır…
Hem Taksim ile ilgili yeni projelere hayıflanmak bizi sadece üzebilir. Faydası olmaz.
En güzeli, bir zamanlar geçirdiğimiz anıların üzerine yenilerini koymaktır.
Mesela bayanlar saçlarını renkten renge boyayabiliyorlar. Evlerin renkleri, dizaynı, eşyaları baştan aşağı değiştirilebiliyor. Binalar yenileniyor. Eskinin yerini yeni alıyor. Bunları yadırgıyor muyuz? Pek değil…
Şehrin de bir ruhu var. O da değişime ihtiyaç duyabilir. Onu her haliyle kabullenerek sevmemizi bekleyebilir.
İstanbul ne zaman hep olduğu yerde saydı ki?
Taksim de öyle…
İyi ki o ilk gençlik yıllarımda gözümü karartıp bir günlüğüne bile olsa Taksim’le kucaklaşmak için yollara düşmüşüm diyorum şimdi…
Önemli olan geride bıraktıklarından tatminkâr olmak değil mi?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme