3 Şubat 2012 Cuma

SAKALIMIZ YOK Kİ...

Çok şeyler var ki, daha yaşanmadan yıllar önce görüp söyledim. Çok kişiler var ki, kendimi yerine koyarak onları anlamak pahasına suspus olup geride durdum. Çok bilgiler ve deneyimler var ki öğrendikçe değer verdiklerimle düşünmeden paylaştım. Kimlerle mi? Galiba ayırt etmeden herkesle… Yanımdaki, önümdeki ya da arkamdaki, o ya da bu diye ayırmadan karşıma çıkan herkesle…
Sonuçta böyle davranmış olmak ne işime mi yaradı? Bilmiyorum… Belki de koca bir hiç… Çünkü kendisini değerlere bindirip paylaşıma girdiğim hemen hemen hiç kimsenin umurunda olmadı…
Bununla kalsa iyi, bir de benden öğrendiklerini zaten kendi bilgileriymiş gibi kullananlar mı olmadı… Sayemde bin hendek atlatıp bir teşekkürü bana çok görenler mi olmadı… Yıllar sonra dediğime gelip haklı olduğumu gören ya da kabul eden bir tane mi babayiğit yok yahu?
Bu kadar zor mu “haklıymışsın” demek?
Bu kadar zor mu bir teşekkür etmek?
Bu kadar mı acı veriyordu size sözü sahibinden bilmek?
Dilinize mi yapışırdı birkaç tane güzel söz? HAK ETTİĞİM sözlerdi benden esirgedikleriniz.
Anlamıyorum ki…
Ah ah! Bunlarla da kalsa iyi… Bir de yetenekli, akıllı, ileri görüşlü, açık yürekli ve yardımsever olmanın başka bir kötü yanı da var. Kıskanılmak… Ama ben onu çoktan geçtim.
Öğrendiğimden beri tanıdıklarıma anlatmaya çalıştığım taş devri diyetini kimseler önemsemedi. Derken medyatik olmaya başladığında kıymetli oldu. “Yaa biliyor musun böyle bir beslenme şekli, bir diyet varmış” diye hani kaba tabirle benim malımı bana satmaya çalışan kişi de baya bir yakınımdı. E ben sana yıllardır neyi anlatmaya çalışıyorum be kardeşim? Hiç mi kulak kabartmadın? Ben gerçekten boşa mı konuşmuştum?
Kuantum, pozitif düşünme, olumlu enerji... Yine öğrendikçe anlattım da ne oldu? Hayır, yani ben niye o kadar yırtınıyorum ki, aman herkesle paylaşayım da herkes sorunlarını çözsün… Yani bu konuda da bana akıl hiç ummadığım bir kişiden geldi. Kuaförde çalışan genç bir kızdan. “Ya Berrak Hanım, siz niye bu kadar başkalarını düşünene kadar kendinizi düşünmüyorsunuz ki?”
Doğru… Ben o kızın sözlerine hürmet edip değer veririm. Fikrini de önemserim. Hatta dediğini yaptıktan sonra faydasını görürsem gidip ona teşekkür ederim. Bir yerim eksilmez bunu yaparsam…
O benden öğrendiklerini önemsemeyenler, kendine mal edenler, kıskananlar… Eh kardeşim yine kendinizi kandırıyorsunuz beni değil… Ben ne kadar temiz yüzlü görünsem de APTAL DEĞİLİM. Ve gün gelip bunları yüzünüze vurabilirim, hiç şaşırmayın, kızmayın, alınmayın! Artık içimde tutacak değilim. Ayıptır sizin yaptığınız…
……………………………
Ne diyeceğimi bilemiyorum.
İşin ilginç olan bir diğer yanı da, bu kızgın kılıklı ifadelerimi esas üzerine alınması gerekenlerin hiç de üzerlerine alınmamaları, biliyor musunuz? Gelip de “ya sen kime kızdın öyle? Kim ki o düşüncesizler?” Valla sensin kardeşim! Diyebilirim her an. Öyle bir karar aldım bundan böyle. Kendi hayrıma…
İlk kuantum filmi gösterime giriyor bugün. Bundan sonra, çok zamandır söylemek istediklerim daha iyi anlaşılacak. Medyatik oldu ya, kıymete binecek. “Ya Berrak sen bize anlatmaya çalışıyordun ama biz dinlemiyorduk haklıymışsın” diyecek bir babayiğit var mı acaba?? Alnından öpeceğim valla.
Bir de o benden öğrendiklerini bana satmaya çalışanlar… “Aaa ben zaten hep böyleyimdir” diyenler… Evet, hep öyleydin. O yüzden böyle içten içe bir haller oluyor… Ama ben farkındayım, sen hiç merak etme arkadaşım.
Kim ne yaparsa kendine yapar arkadaşlar, bu iş böyle…
Ne demişler, sakalım yok ki sözüm dinlensin… Yaşla, görüntüyle, mevkiiyle olmaz bilgelik. Öğrenemediniz hala…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme