9 Şubat 2012 Perşembe

BEKLENTİYE KURŞUN SIKMAK...

Belirsizlik, gitgide insanı güçten düşüren bir savaş gibidir çoğu zaman. Acımasızca yormaktan çekinmez. Sinirleri yıpratırken olana bitene bakmaz. Çok yönlü düşünmek de işe yaramadığı gibi ayrı ayrı parçalara böler insanı. En sonunda, her bir cephede ayrı ayrı savaşmaktan yorulursun. Tükenirsin… Derken bir de bakarsın ki ne öne sürecek bir neferin kalmış, ne de sıkacak tek bir kurşun…
Belirsizlik acıtır… Hani derler ya “en kötü karar karasızlıktan iyidir” ve “en kötü sonuç belirsizlikten iyidir” diye. Çünkü bilinmezliğin verdiği birkaç şey vardır ki işte onlarla başa çıkılamaz;
KORKU, STRES, ŞÜPHE…
Gitme korkusu, kalma korkusu.
Ne kalacak elde geriye? Pişmanlıklar mı yoksa memnuniyetler mi? Bitmez bunun sorgusu…
Kapılar ardına kadar açılacak mı?
Yoksa birer birer yüzüne mi kapanacak? ÇAT! ÇAT! ÇAT!
Hayatın iniş çıkışı gibi, göğsün de inip kalkar dirayetle…
Ve kalbin mesajı; bekle, bekle, bekle…
Aklın mesajı; ………………  Yok… Akıl, servis dışı ya da tatilde. Belki de uykuda…
Akıl ne dese kar etmez ki zaten. Kendisinin dinlenmeyeceğini bile bile neden zırvalasın ki?
Bilmemek yorar… Acıtır… Yıpratır…
Korkutur…
Acele ettirir bazen, bazen de öyle ağırdan aldırır ki fırsatlar bir bir akıp gider…
Bilmezsin hangisi doğruydu, hangisi yanlıştı…
Beklenti, hastalıklı bir şeydir işte bu yüzden. Beklenti zordur. Herkese göre değildir.
Belirsizliğin yorgunluğuna “TAK!” diye bir ses nokta koyar bazen… Birisi arkadan bir kurşun sıkmış da ölmüşsün gibi gelir bir an. Ama tam tersi canına tak etmiştir ve artık beklemeden yaşamaya girişirsin tüm gözü karalığınla…
GERÇEK bir şey istersin artık. Hayal ya da gerçekleşmesini bekleyeceğin bir hayal değil…
Umut etmek yorar. Yorumlamak ve yordamak da…
Gerçek olan bir şey ararsın etrafında, düş değil.
Gerçek olana dokunmak istersin. Yüzüne, saçına, eline, kalbine değsin… Ve atmakta olan kalbini tasdiklesin istersin.
Burada olduğuna, yaşamakta olduğuna inandırsın istersin.
İşte o anda fark edilen şey trajikomiktir.
Zaten elinde olan, sana ait olan, GERÇEK olanlar, umduklarından kat be kat fazlasıdır. Beklenti sonlanmadan bile, senin olan o kadar çok zenginlik keşfedersin ki şaşırırsın insanoğlunun doyumsuzluğuna, arsızlığına..
Suç değildir aslında istemek…
Yanlış da değildir.
Ama bir şeyleri beklerken hayat akıp gitmektedir ve ömür tükenmektedir.
Gerçek olmasını istediğine değil, zaten gerçek olana dokunabilmek önemlidir. Çoğumuzun çoğu zaman yapamadığı bir şeydir.
Ama beklenti, belirsizliği getirir ve bu da insanı tüketir.
Yanı başındaki ve avucunun içindeki ise, ŞİMDİ yi yaşatabilendir.
Günler, haftalar, aylar geçti…
Ne için?
Koca bir hiç için…
Şimdiye, elinizdekine, gerçeğinize dokunmadan yaşayamazsınız.
Ancak yaşlanırsınız.
Çoğumuz bunu fark ederiz ama iş işten geçtikten sonra… Bir şeyleri kaybettikten sonra, birileri gittikten sonra, bir şeyler bittikten sonra, fırsatlar tükendikten sonra…
Oysa şu an elinizde olan ve size sıcacık hissettirecek o kadar çok şey bulabilirsiniz ki, umut ettikleriniz onların yanında pufff diye söner.
Elinizdekilerin kıymetini bilin. Unutmayın onlar da daha önceden umut ettikleriniz ve beklediklerinizdi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme