27 Şubat 2012 Pazartesi

HİÇ UMULMAYAN ZAMANLARDA...

Beklersin, beklersin, beklersin… Kaba tabirle kudurursun köpekler gibi… Çok mu görmektedir küçücük dileğini bu gamsız dünya? Tüm kötülüklerin yanında, senin bu masumane, kimseye zararı olmayan isteğinin yeri ne kadar tutar ki? Ha oldu, ha olacak diye diye zaman geçer… Ve sonunda isyan bayrağını çekersin…
İdam edersin kendini daha yaşarken. Şansa, kadere, her şeye, herkese küsmek kolaydır böyle durumlarda… Kabuğuna çekilmek… Sınırsızca yemek ya da içmek… Hayata sırtını dönmek… Asosyalleşmek… Sapsarı bir benizle, darmadağın saçlarla, donuk bakışlarla ortalarda gezinmek. Ya da tüm bunları düzgünmüş gibi gösterip, yarayı gizli ve gizemli kuyularda yüreğinin derinlerinde saklamak…
Bunlardan birini, bir kaçını ya da hepsini zaman zaman yapabilirsin. Ümidini kesmeye karar verdiğinde…
Oysa sistem böyle işlemez…
Sistem sandığından büyüktür. Anlaşılması, keşfedilmesi bitmeyecek uzun bir süreci öngörür. Nedendir bilinmez, her birimizi acıta acıta büyütmeyi hedeflemiştir kendince. Biz ne kadar büyümek istemesek de…
Sistem, öyle saygı duyulası bir düzen içinde işler ki, zamanı gelip de taşlar bir bir yerine oturdukça insanı şaşırtır. Yıllar sürebilir… Çok uzun gelebilir… Bitmeyecekmişçesine uzayabilir… Ama biter işte…
Her oyun gibi…
Şimdiki ümitsizliğin de oyunun bir parçasıdır. Oyun, sistem tarafından özenle planlanmıştır. Acıya acıya büyümemize programlanmıştır.
Kill Bill film serisini çok severim ben. “Acı çekmeden öğrenme olmaz” felsefesini çok güzel anlatır çünkü. Şiddet ve kan sahnelerinin ötesine geçerek ana fikirde gizlenen ince öğretileri yakalayabilenler için tabi…
Çok geç olmuş gibi gelse de aslında oyunun bazı bölümleri başlamamıştır henüz. Saçını başını yolmadan ve yaşamaktan vazgeçmeden önce bu düşünceyi gözden en az bir kere geçirmekte fayda var. Tecrübelerle sabittir…
İnancın seni bir çare aramaya doğru iterken isyan etmek de yollardan biri olabilir tabi. Kim bilir her ıstırabın isyanında, her gözyaşının ıslaklığında ve her gecenin sabahında neler nelere sebep olacak ve çözümler, şifalar, sonuçlar sana ulaşacaktır.
Asıl hatamız beklemek galiba… Hayat, beklemeyecek kadar değerlidir oysa. Bekleyerek geçirilen sürede dikkatler farklı yönlere kanalize edilebilir. Böylece atlatmak daha kolay olur. Bunu erkekler kadınlara göre daha rahat yapabiliyor gözlemlerime göre. Kadınlar biraz daha hassas yine, her konuda olduğu gibi…
Ama şunu biliyoruz ki, mucizeler de hiç ummadığımız zamanlarda gerçekleşir. Gözümüz yollardayken değil. Sanal âlemde yine bir söz dolaşıyordu geçenlerde bununla ilgili. Evren dileklerinizi siz ona pür dikkat odaklanmışken gerçekleştiremezmiş. Bu da evrenin birisi ona bakarken soyunamayışı gibi bir şeymiş! Espriyle karışık bir gerçeğin bu sözde gizlendiğine inananlardanım. Çok güldürdü beni ama umutlarımı da pekiştirdi.
NEDEN? yerine NEDEN OLMASIN? diye sormayı da akla getirebilmek lazım. Etkisi tartışmaya bile açık değildir.  "NEDEN OLMASIN" karşısında "NEDEN" hep suskun kalmıştır, hiç dikkat etmiş miydiniz?
Hepimiz duvarların arasında sıkışmış gibi hissederiz bazen.
O gün hiç gelmeyecekmiş gibi.
Dilek ağaçları yıkılacakmış gibi.
Ama öyle olmayacak işte. Fazla da felsefe yapmaya gerek yok.
İzleyelim ve görelim.
Kiminin aklına para takılıyordur bugünlerde. Kimi de hastalık ile sağlık arasında gidip geliyordur… Kimi insanlarla anlaşmazlık içindedir, kimi de kendisiyle… Birileri de aşkı arıyordur karanlıklar içinde…
En çok da aşkın varlığı ya da yokluğu acıtıyordur sanki. Onu bulanları ya da henüz bulamamış olanları…
Aşkın kefareti acı değildir de, acının kefareti aşktır belki de,
Sevgili nisan mimozası.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme