12 Nisan 2012 Perşembe

KARA KEDİ UĞURLUDUR


Öncelikle bendeki kedi sevgisinin nasıl oluştuğunu anlatayım. Eskiden mahallede kedileri beslemekle meşgul olan orta yaşlardaki teyzeleri hiç anlamazdım. Onlar sadece beslemekle kalmaz, kedilerle aşırı olarak nitelendirebileceğim duygusal bir bağ kurar, onlarla bütünleşir ve neredeyse etraflarındaki başka varlıklardan nefret ediyormuş hissi uyandırırlardı. Onlar için sadece ve sadece kediler vardı.
Yaşım ilerledikçe ve olgunluğum arttıkça, bu kedici teyzelerin psikolojik durumlarını da çözümlemeye ve hatta anlamaya başladım. Çoğunlukla yalnızlık çeken insanlardı bunlar. Belki de kimsesizlik içindeydiler. İnsanlarla düzgün ve doyurucu ilişkiler kurmakta başarılı olamıyorlardı. Belki ömürleri boyunca sosyal yönden hayal kırıklığı içinde yaşamışlardı. Çoluk çocukları ya yoktu ya da onları pek fazla arayıp sormuyorlardı. Aslında arayıp sormak bir sevgi işareti değil. Birlikte bir şeyler paylaşamıyorlardı.
Oysa bahçelerimizde, sokaklarımızda bolca bulunan kediler, onlarla ilgilendiğiniz sürece size karşılığını veriyorlardı. Hatta siz ilgiyi kesecek olsanız bile, peşinizden koşuşturabiliyorlardı. İşte bu teyzeleri anlamaya başladığım nokta bu…
Apartman yöneticileriyle veya başka görevlilerle, kedileri besledikleri için tartışmaları gerekebiliyordu. Neymiş, etraf kirleniyormuş! Etrafı kirleten şeyin hayvanlara sunulan yiyecek artıkları olmadığını anlayamayacak kadar kıt düşünceli, dar bakışlı ve duyarsızlardı ne yazık ki… Kedici teyzeler, bir de bu görevini yapmanın böbürlenişi içinde kendini bir şey sanarak ortalıklarda gezinen kişilerle mücadele etmek zorunda kalıyorlardı. Onların bundan hiç gocunmadan seve seve yaptıklarına da eminim.
Taş devri diyetine geçiş yaptıktan sonra, bizim evde de sık sık proteinsel yiyeceklerin artıkları birikmeye başladı. Eskiden çöpe giderdi bunlar. Kedilere verebileceğimizi düşünerek küçük köpük kaplara hazırlayıp her akşam bahçedeki kedilere götürmeye başladık. Bilenleriniz vardır mutlaka, kediler protein dışında pek bir besin türüne rağbet göstermezler. Biz de hem ziyan olmasını önlemeye hem de biraz kedi sevmeye başladık. Zaten çöpe atılan yiyecek artıklarına kediler çöp kutularını eşeleyerek ulaşmaya çalıştıklarında, sokaklar daha fazla kirleniyor. Çöp poşetleri dağılıp artıklar etrafa saçılacağına, küçük kaplarda ihtiyaç duyabilecekleri kadarını kedilere sunmanın ve sonra boşalan kapları çöpe atarak çok yönlü bir çevre bilincini üstlenmenin neresi kötü?
İşte bu alışkanlığı edinmeye başladığımız sıralarda, mahallemizin özel bir kedisiyle de tanışma şerefine eriştik. Bu öyle özel bir kedi ki, karnını doyurmadan önce sevilmek, okşanmak istiyor. Yemek kabının etrafına toplaşan diğer kedilerin aksine, önce gelip ayaklarınıza dolanmaya başlıyor. Sevildikçe sevilmek istiyor. Müthiş duygusal bir kedi… 10–15 dakika sevildikten ve oyun oynadıktan sonra yemek kabına yöneliyor. Çoğu zaman sevgi ve ilgiyi yemek yemeye tercih ediyor. Arabayı park ederken birdenbire yanımızda belirip miyavlamaya başlıyor. Sanki karşılıyor bizi… Evin kapısına kadar gelip eve girmek istiyor. Belli ki bir zamanlar bir ev kedisiymiş. Zaten yaşı da baya var. Bu da işin başka bir boyutu… Ev kedileri sokağa bırakılmamalı…
Çok defa içimden geçmiştir, bu kediyi eve almak. Özellikle de soğuk kış günlerinde. Ama bakamayacağımı biliyorum. O nedenle onu alıştırıp yeniden düzenini bozmaya ve üzmeye hakkım olmadığını düşünüyorum.
Adını “Fındık” koyduğumuz bu kedinin rengi simsiyah… Onu öyle çok seviyoruz ki, ortalarda görünmeyecek olsa meraka ve telaşa kapılıyoruz. Fındık sayesinde kara kedinin uğursuz olduğu batıl inancını da çürütmüş olduk. Dünyanın en sevgi dolu kedisi nasıl uğursuz olabilir ki? Onu görünce, onu sevince moralimiz yerine geliyor. Ondan bize geçen sevgi dolu bir enerji… O bambaşka bir kedi…
Bir zamanlar, özellikle de kedici teyzeleri uzaktan, anlayıp dinlemeden eleştirdiğim zamanlarda bu günkü hallerime bürüneceğim hiç aklıma gelir miydi? Çoğu zaman bir insanda bulamadığım sevgi ve huzuru Fındık’ın yanındayken bulabiliyorum. Bazen günlerce görmediğim oluyor. Bazen elim kolum dolu olduğu için, sadece tatlı tatlı konuşarak sesimle sevebiliyorum onu. Yürüyerek evden gidiyorsam sokağın sonuna kadar takip ediyor beni. Bacaklarımın arasına dolanıyor. Kedici teyzeleri çok iyi anlıyorum artık. Bu deneyimleri yaşamasaydım da en azından anlamayı denemem lazımdı. Hepimizin bunu yapması lazım.
Fındık ile ilgili daha çok anlatılacak şey var. Ama şimdilik söyleyebileceğim, önyargının ne kadar yıkıcı bir şey olduğu… Rengine, şekline, şemailine göre değerlendirme yapmanın faydasız bir huy olduğu. İnsanları bilip anlamadan yargılamak ise en kötüsü…
Ve herkes mahallesinin hayvanlarına sahip çıkabilir. Elinden geldiğince…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme