27 Nisan 2012 Cuma

DOĞRU YOLA DAVET

Parçadan bütünü yordayabilirsiniz. Küçükten büyüğe varabilirsiniz. Sıfırdan milyonlara ulaşabilirsiniz. Bir hiç iken her şey olabilirsiniz. Az iken çok, boş iken dolu olabilirsiniz. Yalnız iken kalabalıklara karışabilirsiniz. Bunların hepsi tek bir yöntem ile mümkün. Ve bu yöntemin adı kesinlikle bir olumsuzluk eki taşımıyor…
Daha ne kadar paylaşacaksınız sanal duvarınızda acılı, ürpertici ve iç karartıcı hikâyeleri? Vahşet, hırsızlık, haksızlık ve yolsuzluğu?
Daha ne kadar memleketi kurtarmaya çalışacaksınız bu sayfalar üzerinden?
Bulmayı istediğiniz aşkı olumsuz ve ümitsiz cümleler kurarak aramayı sürdüreceksiniz?
Onu bunu eleştirerek, karalayarak yerden göğe mi ereceksiniz?
Yanlış yoldasınız…
Size birkaç somut örnek vereyim. Bu gün kendimi çok güzel hissederek güne başladım. Oysa uykusuzluk ve mevsimsel yorgunluk gibi fiziksel sıkıntılarımın yanında, benim de sizin gibi, benim de herkes gibi endişelerim ve buna benzer duygusal dezavantajlarım vardı.
Dün gece beklemediğim nitelikte bir e-mail aldım. Yazan tüm cümlelerin içinden en olumlu ve ümit vaat edebileceğine inandığım cümleyi seçtim ve ona odaklandım. Mesajın genel sonucu olumsuzdu. Benim ondan çıkardığım ise gayet olumlu. Yeni yeni kapılar açmak başka türlü mümkün olabilir mi?
Beni çok kıran, üzen ve derinden yaralayan, içten içe resmen baltalayan bir insana karşı nefret hissedemediğimi fark ettim dün. Yüz yüze bakamasak bile, onu affedecek bir sebebim olmasa bile onu bir insan olarak kabul edebildiğimi ve bana verdiği -ya da öyle yorumladığım- her zarardan dolayı bir şeyler öğrendiğimi gördüm.
Ne kadar olgunluk! Ne kadar bilgelik!
Bilmem, öyle mi dersiniz? Adına ne derseniz deyin, BUGÜNE ÇOK GÜZEL BAŞLADIM işte…
Eski patronlarımdan birisi, hep olayların ve oldukça olumsuz bulduğumuz insanların iyi taraflarını görmemizi ve bunları bizden duymayı istediğini söylerdi. Abarttığını ve saçmaladığını düşünürdük. Oysa haklı olabilirdi. Bir denemek gerekirdi. Fazlasıyla olumsuz olduğumuzu fark edemezdik. Onu yıllar sonra haklı bulacağım kimin aklına gelirdi? Büyümek mi yoksa büyüklük mü benimki? Hadi bakalım on puanlık uzmanlık sorusu…
Üzerinde gitmekte olduğum konuyla nasıl bağlantı kuracağımı bilemedim ama yine de sizlerle paylaşmak isterim. Çocuklar Duymasın’ın filozofu Mustafa Ali, geçenlerde dizinin bir bölümünde yine beni destekleyen bir konuşma yaptı. Güzel bir manzarayı gördüğümüzde bile, tadını çıkarmak yerine, internette paylaşma ihtiyacı içinde olduğumuzu söyledi. Yani sanal paylaşımlar gerçek keyif ve paylaşımların önüne geçiyor.
Facebook’dan duyurmazsam kaçınız sayfama girip okuyorsunuz? Orada duyurmadığım onlarca yayınım var. Kaçınız gerçek takipçimsiniz?
Sanal üyeliklerden çıkmayı bile düşündüm önce... Sonra bunun bir çözüm olmadığına karar verdim. Çözüm gerçek hayatı vurgulamaktaydı. Ben buradayım, etten kemiktenim ve yaşıyorum. Yanımda olmaya var mısınız? Bir resim ve sanal bir listeden öteye gitmeliyiz artık. En güzel resimleri evlerimize asmalıyız. Hediyeleri sahiplerine elden vermeliyiz. Yüz yüze görüşmeyi denemeliyiz. Daha pek çok şeyi denemeliyiz. Bağımlılıktan kurtulmaya değer…
Ve bu kadar bağımlı olmakta ısrarcıysanız, bari ulaşmak istediklerinizin mesajını verin sayfalarınızda… Kurtulmak istediklerinizin değil… Takdir ettiklerinizi paylaşın, eleştirdiklerinizi ya da beğenmediklerinizi değil. Odak noktanız doğru yerlerde olmalı. Eğer gerçekten iyi şeyleri kendinize çekmek istiyorsanız tabi. Benden söylemesi…
Paylaştığınız haberler olumsuzken,  hayatınızdaki gelişmeler nasıl olumlu olabilir?
Tehlikenin farkında mısınız?
Olumsuz olduğumuz kadar sanal dünyanın da esiriyiz.
Esaretten kurtulmaya davet ediyorum sizi… Gerçek yaşantılar ve birlikteliklere doğru…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme