8 Nisan 2014 Salı

SEDEFTEN GÖNÜL BAĞLARI

İçine dalıp gittiğimiz hayat gailesini renkli, eğlenceli, heyecanlı zannediyorduk. Sonra bir bakıyorduk ki yaşantımız yalnızca ayakta kalma çabasından ibaret. Arada kalan boşluklara kendimizi şımartma kılıfını uydurduğumuz bazı kaçamaklar da olmasa yaşıyor bile sayılmayacaktık SENDEN ÖNCE… Hayatın anlamı senin aldığın nefeste; bu nefese sebep olmakta, kalp atışını sürdürmekte ve kalbimizin atışını hızlandırmanı bir mucize gibi deneyimlemekteymiş meğer güzel çocuk…
Sen geldin geleli bize bir haller oldu. Her şey yeniden başladı sanki. Geçmişi unutup yeni bir gelecek kurmaya başladık seninle birlikte… Oyuncaklar, parklar, okullar daha bir güzel gözükmeye başladı gözümüze. İçinde senin olacağın her şey; resimler, partiler, özel günler daha da anlamlı olacaktı artık…
“Baktık ki bir şeyin düzeleceği yok; bari çocuk yapalım dedik” diye açıklayan babanı duyduğum an öylece bakakalmıştım. Bilen bilir, benim çalışma konularına ters bir fikir…
Oysa sen geldin geleli bana da bir haller oldu be çocuk…
Dünyada en mutluluk verici duygu nedir? Bir yavruyu sevebilmek, anlayabilmek, koruyabilmektir. Seni yüreğime nasıl yerleştirdiğime ben bile inanamıyorum. Her şey daha bir parlak, renkli ve umut verici oldu… Bir yandan da daha kuralsız, plansız ve şaşırtıcı…
SENDEN ÖNCE öyle bir dağılmıştık ki, toparlanması mümkün değildi. Herkes kendi halinde, kendi derdinde ve kendi havasında tıkırdıyordu. Hayat, bileti alınmış ama kalkış vaktine yetişilememiş bir tren gibi kaçıyordu. Hepimiz biraz küskünlük, az biraz mağduriyet, çokça hayal kırıklıkları içindeydik. Hem de kocaman bir hiç için…
SENİNLE toparlanışımız çok hızlı oldu. Bizi kuvvetli bağlarla adeta birbirimize yapıştırdın. Kopmaya yüz tutmuş aile bağlarını yeniden bir araya getiriverdin. Seninle aklımızı başımıza alışımız mucize gibi… Gün be gün büyüyorsun ya, hayatı nasıl kaçırdığımızı hatırlatıyor, sanki “gelin benimle yakalayın” diyorsun. Birimiz elini, birimiz ayağını, diğerimiz göbeğini severken, hepimiz aynı anda senin menfaatlerin için birleşebiliyoruz. En güzeli de bu…
Benim cephemde çocuk sevgisi hep yoğunlukla hissedilirdi. Aksi hiçbir zaman mümkün değildi. Ama seninle can buluşu, somut hale dönüşmesi, aşka gelmesi, hatta yatağına sığmayıp dört bir yana taşan şelaleler misali sevgiye boğulmak bambaşka bir duyguymuş.
Seni gece koynuma saklayıp uyutmanın büyülü enerjisi bedenimin her yanını kaplarken, annenle babana duyduğum minnet gözlerime yansıyıp zaman zaman gözyaşına dönüşürken, bir hareketini kaçırdığım için günlerce üzülürken ya da senin için planlar yaparken, gülüşüne ve kokuna kapılıp masumiyet rüzgârlarıyla uçuşup giderken, hissettiğim tek şey senin için koşulsuz bir sevgi…
Sana birçok özürler borçluyuz be yavrum. Senin için en iyisini yapmaya çalışırken senden mahrum kaldığımız için. Çocuk ağlamaları normaldir. Ama seni daha az ağlatmak mümkün olabilirdi belki… Büyüklerin süslü püslü hazırlıklar içinde gösterişli partilere hazırlanırken senin kimyan bozuluverdi işte… Uyku saatin şaştı, kalabalıktan bunaldın, pastandan bir şey anlamadın, hediyelerini bile biz açtık senin yerine…
Senin partinde senden istenen bir süs bebek olmandı… Sana sorsalar, istediğin tek şey huzurdu. Onu da ancak senden istenenler alındıktan sonra bulabildin. Günün sonunda dizlerime başını koyuşun bunu anlatıyordu. “Al beni, dinlendir” dercesine ufak ufak sokulduğunda hem dünyanın en mutlu insanıydım hem de alıştığım gibi sorgulamalarıma başlamıştım. Seni bu kadar yormaya, hırpalamaya değer miydi?
Bu anneciğinle babacığına bir eleştiri değil. Sen büyürken pek çok hatalar yapılacaktır... Yüzde yüz doğruyu hangimiz yapabiliyoruz ki… Tek bir yavrusun, gözbebeğisin, ilk yaş gününün en iyi koşullarda yapılması kaçınılmazdı.
Annenle babanın, sevgili kardeşlerimin bana verdiği en güzel ders, seninle birlikte olmanın her şeye değeceğidir. Bu duyguyu yaşattıkları, ailemizi genişletip herkesi yeniden bir araya getirdikleri için, seni bize bağışladıkları için minnetim sonsuzdur.
Anneciğinin seni doğurmadan önce yakıştırdığı teyzeliği iliklerime kadar yaşıyorum artık. Evet teyzelik anlatılmaz, yaşanırmış…
Kan bağı, soy – sop, gen haritası gibi geleneksel verilere fazla bağlılığın kıyameti getirdiği şu günlerde daha iyi anlamalıyız ki, SEVGİ ayrımsızdır. Sevgi, kan bağıyla değil gönül bağıyla beslenir. Fotoğraflarımıza bakanlardan seni benim çocuğum zannedenler oluyormuş. Bu yansımaya neden olacak kadar seni sevmek ne güzel… Ne mutlu bana, sevmenin doğurmaya bağlı olmadığını gösterebildiysem eğer…




Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme