31 Mayıs 2019 Cuma

MADALYON


Hiç böyle olmamıştı.
Bu kadar kırgın, bu kadar uzak.
Yan yana ama yalnız.
Soğuk, durgun ve yabancı.
Kopabildiği kadar da kopuk.

Ne konuştuklarımız kendi kelimelerimiz ne de yüzümüze yansıyan gölgeler seçimlerimize ait.
Bir tek ağlarken benziyoruz birbirimize. Bir de çok öfkeliyken.
Ben kendimi tanımaz olmuşken, nasıl bir şey verebilirim ki sana, seni istediğince.
Ben avaz avaz bağırırken sen kulakların kapalı dinliyorsan beni, nafile.
Ben yırtınırken sen kaçıyorsan veya sen sessizken ben deliriyorsam hangi orta noktada kesişebiliriz ki…
Madalyonun iki ayrı yüzüyken nasıl birlikte olabiliriz ki…
Beklenen yerden vurulmak tamam da en güvendiğin yerden vurulmak yok mu, en fena vuruluş da bu zaten.
Çaresizliğime öfkeleniyorsan,
Ben bir kadınken, benden yıkılmaz kalelerle geçilmez çelik duvarlar kadar yıkılmaz olmamı bekliyorsan,
Sen de oradan geçip kalbime varamazsın ki…
Anlatamamak kendini, ne büyük bir dilsizlikmiş.
Bağırırken aşağılanmak, kendinden ve her şeyden kopmak, en büyük yarayı evinden almak en kötüsüymüş.
Biz hiç bu kadar sebepsiz, çaresiz ve kimsesiz kalmamıştık.
Bu kadar hazırlıklıyken bu kadar hazırlıksız yakalanmamıştık.
Biz, biz olmaktan hiç bu kadar çıkmamıştık.
Ve kalbimdeki ağırlık…
Ruhumu sürüye sürüye geçtiğim günleri saymadım ama benden ve ömrümden de ne kaldı ki geriye?
Biz hiç bu kadar araya sıkıştırılıp yaşanmamıştık.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme