31 Ekim 2019 Perşembe

BİR ÇEYREK ALTIN


Eskiden tanıdığım biri olmasa onunla bu konuda kavga bile edebilirdim. Az buçuk muhabbetimize saygımdan onu bozamadım, yeremedim. Oysa o toplumsal yaralarımızdan birini fark etmeksizin zorluyordu. En kıymetli varlığını, çok kıymete binmiş görünen ama insanı geçiciliğiyle aldatan bir şeyle kıyaslıyordu.

Yerine göre yastık yorgan altlarında, çamaşır içlerinde, sandık diplerinde, kıyıda köşede akla gelmeyecek yerlerde saklanıp yeri geldiğinde de gösteriş aracına dönüştürülüp ele güne karşı sergilenmesiyle şişinilen bir dünya malını canından kopup gelmiş bir insana nasıl tercih edebilirdi?
Gülüyordum ama aslında aklıma şaşıyordum. Fikren anlaşamadığımız kişilerle nasıl da yaşayıp gidiyoruz. Bir lafı için birbirini boğazlayan, farklı bir fikir yüzünden karşısındakinin soyunu sopunu yok etmeye yemin eden, bir öfke nöbeti sırasında gözü kararıp ne yaptığını kontrol edemeyen insanların arasında yaşamakta olduğumuzu hatırlatıyor bana. Ben sadece gülebiliyorum ona. Kendime mi ne hale geldiğimize mi yoksa sinirden mi güldüğümü tam da bilemiyorum.
“Her ay bir çeyrek!”
Başlık paralarının da özünde bu yok muydu zaten? Tartılmış, satılmış, bozdurulup harcanmış küçük kızların kaderine yerleşen bir kara leke değil miydi, parıltısının tersine karanlığı getiren altınlar? Üstüne başına (orasına burasına) takılıp takıştırıldıkça değerini (ederini) karşısındakine satmayı öğrenen, beyinleri yerine bedenlerini kullanarak yaşaması beklenen zavallı kızlarımız…
“Seni yapmasaydım her ay bir çeyrek alırdım biliyor musun?”
Bunu kızına söylemiş gerçekten. Şaka yaptığını sandım ama söylemiş. Normalde esprili adamdır. Güldürür bizi hep. Bu sefer acı gülümsüyorum. Şaşkın gülümsüyorum. Hayal kırıklığıyla gülümsüyorum. Ayaklarımın dibinde çatır çutur bir şeyler eziliyor sanki. Şok oluyorum. Ben onun yerine kızardığımı hissediyorum. Bakıyorum, adam gayet normal, sıradan bir şey konuşur gibi…
Dayanamayıp son bir umutla soruyorum.
“Sen benim altından kıymetli kızımsın diye bu konuşmayı bağladın değil mi abi?
Yoo diyor.
Ne yaptın abi…
Ah be abi!
Ona verdiğim bütün selamları geri alasım geliyor. Kasasına kazandırdığım paraları da.
Hani o pişmanmış ya tek kızından. Kızını hışımla çekip alasım geliyor.
Geçim sıkıntısı ne hallere soktu insanları desem. Yok yok bu bakış açısı, örümceklenmiş olarak tabir edilen kafaların dibine kadar yerleşmiş bir hastalık gibi.
Çocuk demek masraf demek gibi pişmanlığı endişelerine karışmış bir yorumu zaten sık sık kullanırdı. Hemen hemen her konuştuğumuzda, sohbet biraz ilerledikçe ortaya çıkan bir bomba gibiydi bu. Ama onu biz duyduğumuz için çok sorun etmemişim galiba, kızının duymadığını varsayarak. Bir dakika ya… Ya duyduysa?
Nerede kalmıştı o ceketimi satar yine seni okuturum diyen babaların şefkati, fedakârlığı ve özverisi? Bir baba kızını nasıl olup da bir çeyrek altından daha değersiz görebiliyordu?
Her ay bir çeyrekten de öte, bir tam altını kenara koymayı hedeflerken yeni doğmuş torununu hiç düşünmeyen bir kadına da çok kızmıştım daha önce. Ama bu sefer bir başka oldu.
Çeyrek çeyrek kırıldım o gün
Çeyreklere bölündüm o gün.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme