31 Ağustos 2019 Cumartesi

PANSUMAN


Bende söz bitti artık.
Bunu söylemek için çok bekledim. Sabırlar, tahammüller, geçmişin hayaletleriyle geleceğin siluetleri, iğne batışlarıyla nefes tutulmaları, yalnızlık ve iç içe geçmişlik, her şey ama her şey havada uçuştu. Sonra birbirine çarparak yerlere gelişigüzel savruldu. Kırıklara çıplak ayaklarım bata bata yürüdüm uzun zaman.

Sustum olmadı, konuştum olmadı
Delirdim olmadı, akıllandım olmadı.
Sebeplerin ne kadarı benden kaynaklıydı bilemeden, kendimi anlatamadan, bir de baktım ki derin kuyularda avazım çıktığı kadar bağırıyorum. Ama sesim yok…
Duymak, bilmek midir?
Duymak, anlamak mıdır?
Pansuman.
Çok önemliydi. Doktorun bu kelimesi çok hoşuma gitmişti. Gelin size bir pansuman yapalım demişti. Yapamadı. Onun kullandığı merhem, bizim kanlı derinleşmiş çiziklerimize çok hafif kaldı. Şunu unutmayın, kimse size pansuman yapamaz. Hakemlik yapabilir, sırdaşlık yapabilir, harita olup bazı yolları çizerken ya da yol bulurken yardım edebilir. Pansuman imkânsızdır.
Yara yakmak belki… Belki bir çözüm belki bir umut belki yeniden başlamak.
Çok iyi, pürüzsüz görünen şeylerin altını bir kaldırsanız neler vardır inanamazsınız.
Söz biter bazen. Bakışlar susar, bedenler uzaklaşır, paylaşımlar azalır ve sonunda hayat otomatikleşir. Fırtınalı denize gönüllü kaptan yok. Karada bir süre beklenecek, başka yolu yok.
Düşündüklerini sessizce iletmek gerekiyor bazen. İşe yarar mı bilmiyorum. Tamamen susamıyorum en azından kendime karşı. Deli yaftası yapıştırılmayı kim kabul eder ki şu hayatta?
Bir çıkış mümkündür illa ki karanlık gecelerden, güneşi tanıyanlar için.
Ve sabahı karşılarken bile çaresizdir atgözlüklüler. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme