8 Haziran 2012 Cuma

KULUÇKA MAKİNESİ DEĞİLİZ


Kadın kadın olalı hep eziyet çekmiştir. En güzelinden en çirkinine, en zengininden en fakirine, en akıllısından en aptalına kadar ayırt edilmeksizin tüm kadınlar için geçerli bir gerçek bu… Kadının durumu, “yukarı tükürsen bıyık, aşağı tükürsen sakal” deyişi gibi biraz. Kadın ne yapsa kabahat… Her şeyin acısı kadından çıkıyor. Eğitim, gelişim, teknoloji, medeniyet kadının çilesine bir katkıda bulunamıyor. Bunu tüm acı yanlarıyla görüyoruz ve yaşıyoruz.
Bugünlerde herkesin yaptığı gibi başbakanı eleştirmekle değil benim işim. Çok daha geniş bir çerçeveden bakmanın gerekli ve yararlı olduğunu savunuyorum. Kimseye ok atmakla bir yere varamayacağımızı her zamanki öngörü ve olgunluğumla anlayabiliyorum çünkü.
Bir kadın olarak yazıyorum bunları... Ve tüm kadınlar ile erkeklere sesleniyorum. Bir şeyin suçlusu bir tek kişi olabilir mi?
Dünyamızda, ülkemizde ve hayatlarımızda her şey düzgündü de bir tek kadınların çocuk doğurmasının kısıtlanması kalmıştı değil mi? Hayır hayır o kadar basit değil... Çıkıp bağırmak, isyan etmek, pankart açmak, bunu gündeme sokanlara küfür etmek çözüm değil. İğneyi kendine çuvaldızı başkasına batırsın herkes bugünlerde. Özellikle de erkekler…
Çok aydın görüşlü olduklarını sanan erkekler, kürtaja karşı olanlar ya da olmayanlarınız, siz şimdiye kadar kadınlarınızla ilgili her şeyi doğru yaptınız da mı konuşuyorsunuz?
Hep cahillerin yüzünden bugünlere geldiğimizi söylüyorsunuz. Oysa kadını ayağının altında çürütene kadar çiğneyenler de siz okumuş etmiş erkekler değil misiniz? Hani son günlerde “Eğitim cehaleti alır, erkeklik baki kalır” diye bir slogan moda oldu. Hatırlatmakta fayda var: EĞİTİM CEHALETİ ALIR, ERKEKLİK BAKİ KALIR…
Siz şimdi kürtajla ilgili yasa değişikliklerine dilleri uzanan erkekler, siz kadınlara ne kadar saygı duyuyorsunuz ki?
Çevremde gördüklerimden örnek vereyim. Ağzım açık ve aklım almadan izlediklerimden. Eğitimli kesimden…
Kız arkadaşının güzel bir resminin altına “resim iyi güzel de, kolundaki kıllar ne olacak?” diye yazanlarınız var.
Hamile karısına “artık eski cazibeni kaybettin” diyenleriniz var.
“Sen eskidin, yenisiyle değiştireyim” diyenleriniz var.
“Hem çalışacaksın hem de evi çekip çevireceksin” diye zorlayan ve diretenleriniz var.
“Kocana hizmet et, öğren bunları” diye her şeyi eşinden bekleyenleriniz var.
“Al şu parayı başının çaresine bak” deyip hamile kalan kız arkadaşının çocuk aldırmasını isteyenleriniz var.
Ağzının suyu aka aka karısının ya da sevgilisinin arkadaşına, kız kardeşine ya da bilmem nesine göz dikenleriniz var.
Kan bağınız olan akraba kızlarının orasını burasını el şakalarına sığınarak güya çaktırmadan ellemeye çalışanlarınız var.
Kendi kızına, yeğenine sarkanlarınız var.
Eşinin elini tutarken uçkurunu başka her hangi bir kadının hayalleriyle süsleyenleriniz var.
Kendiniz yapınca çapkınlık, kadınınız yapınca orospuluk olduğunu rahat rahat savunanlarınız var.
Akşam saat 22.00’de sokaktan geçen herhangi bir kızın niyetinin “BOZUK” olduğu ısrarla savunanlarınız var.
Askere gidene kadar kız arkadaşıyla cinsel ilişkiye girmeyen, çünkü kendisi askerdeyken başkalarıyla yatabileceğine inanan ve böylece onu sigorta altına aldığını düşünenleriniz var.
Karısı rahim ameliyatındayken başka kadınlarla oynaşanınız da; arkadaşının oturduğu apartmana girdi diye “orospu mu olacaksın sen!” diye kendi öz kızını tokatlayanınız da; yeni taşındığınız apartmanın kapıcısına servis saatlerini soran gelininize “çok mu hoşuna gitti adamla konuşmak” diye azarlayanınız da toplumun okumuş, yüksek mevki sahibi olanlarınızdan çıktı…
Sevişirken zevkinize bakıp sonra da arkanıza bakmadan kaçan ve tüm sorumluluğu kadının omuzlarına ve bedenine yükleyen siz ERKEKLERSİNİZ.
Çoğu zaman bir tek ananız bacınız kadın, geri kalan orospu…
Kadınları üzen, aşağılayan sizlersiniz. Sonra da çıkıp kadın haklarını savunuyor gibi konuşuyorsunuz. Samimiyet dereceniz nedir acaba?
Kadınları çocuk doğurmaktan ve size hizmet etmekten daha fazlası olarak görüyor musunuz gerçekten?
Kadını aklı, kişiliği, ruhu olan bir varlık olarak mı, yoksa içinde şeytanın barındığı bir tehlike olarak mı görüyorsunuz? Onu işinize geldiği gibi kullanıp sonra da “NAMUS” adını verdiğiniz koruma kalkanı içine sıkıştırmak çoğunuzun hoşuna gidiyor.
Yüzyıllar önce de kadın böyle görülüyordu. Şimdi ne değişti?
Atın diplomalarınızı, sertifikalarınızı, madalyalarınızı çöpe…
Bir kadın olarak bunları yazmak, bugünleri yaşamak gerçekten benim için de çok yaralayıcı… Ama tek bir suçlusu mu var bu yaşananların? Herkes üstüne düşeni yapıyor mu?
Siz, çok okumuş çok bilen erkekler, kadınlarınıza ne kadar sahip çıkıyorsunuz ki?
Hadi cahil adam cahilliğinden, aklı ermediğinden yapıyor. Eğitilmiş olanlar törpülenememiş vahşet ve dürtüleriyle kadınları zaten ezmiyor mu? Siz kendi oğlunuzu yetiştirirken ona neler öğretiyorsunuz? Evlenilecek ve eğlenilecek kadınların ayrımını mı? O zaman konuşmaya hiç hakkınız yok.
Evet kadınız. Evet haklıyız. Çoğu zaman mağduruz. Ama çaresiz değiliz. Bugün kürtaj tartışılır, yarın başka bir şey. Bugün kürtaj yasası değişir, yarın başka bir yasa. Tartışmanın gereği yok. Kadını koruyacak olan ve en büyük dostu kendi AKLIDIR.
Zaten her şey eskisi gibi olacak, parası olan her türlü özgürlüğünü yaşayabilecek, parası olmayan ise sokak arkalarında, merdiven altlarında sürünecek. Taşradaki kadın yine ezilecek, hep olduğu gibi. Şehirli kadın bir yolunu bulup korunacak ve koruyacak.
Bir de kadınlar birbirini yiyip rekabet edeceğine birlik olabilse, dedikodu kazanlarını kaynatana kadar hayat kalitelerini yükseltmek için uğraşsa daha iyi olmaz mı?
Feminist değilim. Olmayacağım da. Aksine kadının kadınla barışmasını ve kadınla erkeğin aynı ortamda insan gibi birlikte yaşayabilmesini isterim. Ama bunu engelleyen sadece kürtaj yasası mıdır, sorarım size?
Hayvanlardan farkımız, akıl sahibi olmamız. Onlar da ürüyor biz de. Asıl dünyaya geliş sebeplerimizden birisinin üremek olduğu doğru. Ama aklı, fikri, kişiliği, seçimleri, hakları olan varlıklarız. İşin kötü yanı, birer kuluçka makinesi olmadığımızı, sadece kürtaj yasası gündeme oturduğunda fark edip çığlıkları basmaya başlamamız.
Kürtaj yasasından önce her şey dört dörtlük müydü?
Önce beyleri ehlileştirmek, evrimleştirmek gerek. Bunu da anneler yapacaktır daha çok. Kocanızın size yaptığını oğlunuza örnek gösteriyorsanız, bunun doğru bir hareket olduğundan emin olun. Ve siz erkekler, her kadının annelik potansiyelini hesaba katarak kendi annenize duyduğunuz saygıyı tüm kadınlara göstermekle işe başlayın. O zaman ne kürtaja gerek kalır ne de kadınların acı çekmesine.
Kadınların öyle ya da böyle acı çekmesinden hepimiz sorumluyuz. Hepimiz üstümüze düşeni yapalım. Bunu yapmak, bir şeylerin faturasını birilerine kesmekten daha kolay.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme