26 Mart 2014 Çarşamba

KIRMIZI KURDELE - MAVİ KİTAP

İyimser olmayı hiç bu kadar istediğimi hatırlamıyorum. Belki de sanata bir kurtarıcıymışçasına tutunuşum bu yüzdendir. Aslında pek uzun zamandır ona sıkı sıkı sarılmaya yelteniyormuşum da hep çekip elimden alıyorlarmış gibi… Sanat, gençlik zamanlarımdan beri bana uzanan şefkatli bir el oluvermiş de haberim yokmuş. Şimdi anlıyorum ki, öldürülmeye çalışılan her şey İNSANCA…

Kadın bedenim, çocuk doğurmaktan önce fikirler doğurmayı seçti; Rahimden önce beyine bir cenin yerleştirdi. Onu kanıyla, canıyla, düşünce ve duygularıyla besleyerek büyüttü. Dışarıda kıyamet gümbür gümbür koparken onun üzerine titremek hiç de kolay değildi… Bin bir sancı, bitmek bilmeyen çileler çekildi. Kararsızlıklar, umutsuzluklar, belirsizlikler sarsıyordu ortalığı. Neticede bu doğum en iyi şartlarda gerçekleşmeliydi. Sonunda oldu…
İkinci bebek de geldi bu kirli dünyaya… Nasıl da korumaya çalıştım onu kirli ellerden, kötü niyetlerden, kahpe silahlardan. Pek çokları, “anne ol” diyordu; ben zaten kendimi bildim bileli bir annelik stajının içindeydim. Çokça çocuğum oldu benim, bilemezlerdi…
Hastalıklardan, hastalıklı ruhlardan sıyrılmanın gayretiyle ömrün ortalarına yaklaşırken tek istediğim, farklı yolları deneyerek mevcut olanın ötesine gidebilmekti. Hem yürüdüm, hem vuruldum hem de doğurdum. Tıpkı ülkem, toprağım, vatanım gibi…
Sabahlara kadar bitmeyen nöbetler, adalete ermeyen haksızlıklar, bir çamur deryasında dibe batışı getiren iğrençlikler bünyemizi yıprattıysa da, küllerinden doğmanın huzurunun yaklaştığını hissediyorum. Kimi izleri, incelikle yerleştirilmiş ipuçlarını takip ettikçe birbiri ardına çıkıveren parçaların, tek tek mucizevî şekilde sunuluşundan anlıyorum… Büyük güç en büyük acıların ortasındayken bile hep devrede... Tek anlamadığım, neden bu kadar reva içindedir aydınlık arayışlarımız? Ve yüce güç neden böylesine zor dersler verir sınavları geçmek için?
Biliyorum, her şey darmadağın, umudumuzla hıncımız birbirine karıştı, gözümüz yaşlı ve kanlıydı hep. Şimdi ufukta IŞIK var. Eğer onu büyütmek olumlu fikir ve hareketlerimize bağlıysa, bunu seve seve yapacağız. Ve er geç KÖTÜ kendi kendini yok edecek…
Kim ister ki savaşın ortasında masum bir çocuk doğurmayı?
Önce şimdiye kadar doğmuş olanlar için hareket etmek vardı benim de kaderimde. Bir yolunu buldum ve çok şükür ki gerisi geldi… Kendim de büyüdüm, bugün sayısı ikiyi bulan fikir çocuklarımla birlikte…
Henüz gerçek olmamış biyolojik çocuğuma, bu pis dünyanın hesabını da verdim… Yaşamın bir dengesi vardır, her kötülüğe karşılık bir iyilik verir. Ne çok sevgi tattım bu süreçte, çeşit çeşit kırılgan, duyarlı ve akıllı insanla tanıştım. Bahçemi rengârenk bir serüvene çeviren çeşit çeşit çiçeklerdir onlar… Artık daha zenginim…
Önce İNSANım demiştim.
Sonra bir BİREY toplumda…
En nihayetinde KADIN…
Ve belki bir gün ANNE…
Sorgusu suali çok konuşulacak bu atılım çığ gibi büyüyor, bir farkındalık benden dünyaya doğru yayılıyor…
KADIN ezildi; ÇOCUK çiğnendi; ERKEK yeri geldi suçlu, yeri geldi güçlü, bazen sorumlu bazen de kurban oldu.
Kalemimden akıp gidenler, bu evrenin gerçeklerinden başka bir şey değildir. Mürekkebe karışmış kan damlalarını sezinledikçe, yardımımın dokunacağı insanlar tanıyorum… Tanımadıklarımla da sınır ötesinde buluşmaya başladığımızı hissediyorum artık.
Doğum sancımın, Kadınlar Gününde bebeği kollarıma almayı yetiştirecek şekilde gelmesi, tesadüf değil. Annemin öldüğü, benim doğurduğum gün. Kadınlar Günü, hem ak hem kara hem kızıl renk… Her şeyin bir arada ve üst üste gelişi çok manidar…
9. Uluslararası MarmarİST Kadın ve Sanat Festivali’nde yeni bebeğimle hayata “merhaba” deyişimiz de tesadüf değil. Ayrı ayrı yüreklerden dökülüvermiş dokunuşların, bin bir emeğin sergilendiği, yüreklerin ve hüzünlere karışmış umutların birleştiği yerde sardım başıma KIRMIZI KURDELEMİ… Benim için bir anlamda ödül töreni gibi oldu bu festival...
Sanat, sevgi ve insan birbirinden ayrı düşünülemez ki… Doğru yerdeydim. MAVİ KİTAP ile geleceğe doğru mavi yolculuk da böylece başlamış oldu. Umutlu yarınlar da ancak böyle günlerde umulabilir zaten…
Kar-kış, soğuk demeden on gün boyunca mesken tuttuğumuz deniz manzaralı sanat galerisinde kenetlenme şansına erişmiş olmak büyük bir şanstı. Çok özel bir duyguydu… Bebeğim için güzel bir başlangıç, benim için bir onur, İstanbulumuz için büyük bir kazanç, sanat için besleyici bir süreç oldu… Yetmedi ama gerisi gelecek nasıl olsa… Şehrin hır gür içinde süregelen keşmekeşinden nasibini almış İstanbullunun derdi başını aşmışken, biz çelik gibi irademizle orada nöbet tutar gibiydik…
Organizasyonun koordinatörlüğünü üstlenmiş olan sanat gönüllüsü Sevgili Umur Özlüer’in açılış kokteylindeki konuşmasını sonlandıran cümle, benim için o geceye ve festivale damgasını vurdu;
“Sanat anlayan içindir!”
Koca salonda bir alkış koptu…
İYİLİ-KÖTÜLÜ toplumumuza bir ders niteliğindeydi bana kalırsa…
Ve anlamayana anlatmak da bizim görevimiz galiba…
Bitmeyecek, ucu bucağı olmayan bir görev üstlenmişiz üç kuruşa. Hadi bakalım kazamız mübarek olsun…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme