25 Ocak 2014 Cumartesi

SEVGİ YOKSUNU

Hayatında hiç sevilmemiş bir insanı sevmeye kalktığınızda başınıza neler geleceğini biliyor musunuz? Onun tarafından sevilmek suretiyle karşılığını göreceğinizi, minnet edileceğini ya da mutlu olacağınızı sanıyorsanız, yanıldınız… Ezberlerinizi silin gitsin. Sevgiyi tanımamış birini sevdiyseniz vay halinize… Başınıza geleceklere hazırlıklı olun!
Kalbinizdeki duygu yoğunluğunu akıtacak nitelikte sıcacık, yumuşacık bir gülümsemeyle ona baktığınızda, beynindeki kimyasallar ona şu uyarıyı veriyor;
“DİKKAT, tanımlanamayan bir cisim sana doğru yaklaşmaya başladı”
Sistemi alt üst olmaya başladı bile… Yine de şaşkınlığının geçmesi için biraz zaman var. Siz de o sırada vericiliğinizi devreye sokup, SEVGİ, İLGİ, DEĞER gibi az bulunan ve istendik bazı kavramları ona sunmaya başlıyorsunuz. İşte şimdi yandınız…
Şaşkınlığı geçtikten sonra, biraz da size uyum göstermeyi deneyecek. Yaptıklarınızı kopyalamaya ya da taklit etmeye çalışacak. Sizin bundan algıladığınız;
“AAA,  o da beni seviyor”. İşte yanlış alarm…
Sonra bir rahatsızlık duymaya başlayacak; içinde bir takım kargaşalar, anlamsızlıklar bulacak. Silkelenip özüne dönecek. Kimyası bu yeni maddeyi (SEVGİYİ) kabul etmedi! İşte şimdi gerçek yüzü çıkıyor meydana, sizin de en çok acı duyacağınız anlar yaklaşıyor…
Ne oldu? Yüzünüzde bir tokat mı patladı? Ya da gökyüzündeki kara bulutlardan pis bir sağanak mı yağmaya başladı tepenize? Yok, yok ben söyleyeyim, esas oyun şimdi başlıyor. Sahnenin en heyecanlı, en trajik, şiddet dolu ve yoldan çıkılmış bölümünü izlemekteyiz…
Şimdi ŞOK sırası size geldi, hayırlı olsun! Dövmeye başlayın dizlerinizi “ne yaptım ben” diye. Nasıl olur da bu kadar severek, incelikle ve en düşünceli halinizle yaklaştığınız, kucağınızı açtığınız bir insan, size bu densizliği, arsızlığı, hayâsızlığı yapabildi değil mi? Çok haklısınız ama yanlış yolu teptiniz işte.
Sevdiniz…
Ayvayı yediniz.
Hiç sevilmemiş birini kolayca sevemezsiniz. Önce tanımlamakta, sonra da gümüş tepside sunduğunuz yüce değerlere uygun yer bulmakta zorlanır. Taşlaşmış kalbinde nereye koyacaktır ki sıcacık sevginizi? Kalıplaşmış buzları ancak dıştan erimeye başladı ama özüne ulaşana kadar çok kötek yersiniz, ben baştan uyarayım.
Sonunda da eline yüzüne bulaştırdığı tanımsızlıkla kalbinizi kırar. Hem de paramparça olursunuz…
Hiç alışmadığı bir şeyi küçük küçük dozlarda vermek gerek. Yoksa BÜNYE KALDIRMIYOR…
Kötü mü şimdi bu kişi? Yok yok, yalnızca HASTA…
Sizinle karşılaşana dek bir şansı yoktu. Ama artık “sevgi” diye bir şeyin yaşadığını biliyor, henüz algılayamasa da… Bu noktada onu sevmeniz sadece kıskanmasına neden olur, yapmayın…
Eee hani sevecektik insanları koşulsuzca? Yok, o öyle değilmiş, ben de sizler gibi ansızın yediğim tokatlarla kendime geldim.
Seveceğiz tabi ama öncelikli ihtiyaçları tedavi olmaktır. Gerçekten yardıma muhtaçlar. Dünyada herkesin farklı şansları ve şanssızlıkları vardır. Ama en kötüsü, en ağırı sevgi yoksunluğuna alışmış olanlardır. Aptal cesaretiyle herkese el uzatmamak gerektiği aşikâr…
Psikologlar, psikiyatrlar çok önemlisiniz şu toplumda. Ama çok da eksiksiniz…
Önce sevgi eksikliği olan insanları iyileştirmelisiniz. Daha bulamadınız mı nasıl yapacağınızı? Onu da siz araştıracaksınız bir zahmet, herkes diplomasının ve yetkilerinin sorumluluğunu taşıyor. Çalışmaya devam edin. Ama asıl soru;
Böyle bir amacınız var mı?
Sevgi zedeler, hadi siz de artık üzülmeyin; siz doğru olanı, insanca olanı yaptınız. Ne yazıktır ki insan kimyasına aykırı bu… İnsanın kanı, sütü bozulmuş bir şekilde… Hasta edilmiş.
Herkesi iyileştirmeye kalkmayın benim yaptığım gibi. Bu sizin göreviniz değil, bu benim görevim değil. Her hasta önce kendisi isteyecek İYİLEŞMEYİ… Yoksa en geliştirilmiş ilaç, en meşhur doktor bile iyileştiremez onu…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme