8 Kasım 2013 Cuma

KIZLI ERKEKLİ

Şimdi kalkıp da Tüyap’tan, kitaplardan falan bahsedersem kimsenin okumayacağını biliyorum. Gündemi kasıp kavururken şaşkınlık derecelerini zorlayan konu cinsiyet ayrımcılığını da geçti artık. Bu eskiden dert edindiğimiz sorunlardan biriydi. Artık durum, iki cinsin bir arada bulunup bulunamayacağının tartışıldığı bir noktaya geldi…
Bir arkadaşımız geçenlerde cinsiyet ayrımcılığı ile ilgili olarak hazırlığını yaptığı bilimsel çalışmadan bahsederken ne kadar da gururlanmıştım. Çalışması, ülkemizde bir ilk olacak. Ancak acele etmezse aynı zamanda son da olabilir. Sahi, BİLİM ya da BİLİMSEL diye kavramlar kaldı mı meydanda?
Kadınla erkeğin her türlü şartta bir arada olmasının gerekliliğini, yakın akraba tacizinin direğinden dönmüş biri olarak savunuyorum. Ortaokulda merdivenlerden çıkarken taciz edilme ihtimalinden duyduğum rahatsızlıkla koşa koşa müdürün odasına şikâyete (aslında korunma ihtiyacıyla) gittiğimi hatırlıyorum. Lise yıllarımda otobüste şemsiyeyle kadınların eteklerini yanlışlıkla! kurcalayan, hem de meşhur bir barın sahibi olan sapıkla aylarca uğraşmak durumunda kalmıştık. Kız arkadaşlarımla birbirimize cesaret verip sonunda adama “napıyosun be” diye bağırmıştık… Otobüse sırf zevk olsun diye binerek kadınları sinsi sinsi taciz eden adam işte o zaman kem küm edip aceleyle otobüsten inmişti. Ama bize evlerimizde bu tür bir davranış öğretilmediğinden dolayı, ıkına sıkına kendimizi savunmayı ve korumayı becerebilmiştik. Evlerde daha çok kibarlık, nezaket, güler yüzlü olma öğretilirdi. Ama seçici olup hak eden kişilere bu şekilde davranmamız, en çok da kendimize karşı nazik olmamız öğretilmezdi…
Gençlik yıllarımızda platonikçe hoşlandığımız çocukların bize kardeşçe yaklaşımlarından nasıl kahrolduğumuzu hatırlıyorum. Zaten hislerimiz karşılıklı olsa en fazla ne yapacaktık ki, grup halinde (kızlı erkekli) pikniğe, sinemaya, maça, yemek yemeğe gittiğimiz gibi, flörtümüzle grubun içinde el ele yer alacaktık belki… O zamanlar nikâh düşmüyordu el ele tutuşmaktan…
Üniversitede hocamızın “birlikte evrimleşme” kavramını anlattığı gün aydınlanmıştık. Dişi ile erkek birbirini tanımazsa sağlıklı gelişemezdi. Ne ruhsal ne de fikirsel olarak… Birlikte büyümeli, birbirlerine alışmalılardı. Aralarında YASAKLAR değil SINIRLAR olmalıydı…
Muhafazakârlık, KADIN ile KIZI; KADIN ile ERKEĞİ ayrıştırarak olmaz ki… Eninde sonunda birleşecek iki kutbu baştan ayıramazsınız ki… Yüce Yaratan böyle yaratmış bizleri, kadın ile erkeğin her anlamda birbirini tamamlayacağı şekilde yaratmış. Burada tek kritik nokta, ZARAR VERMEK olabilir… Bunu da anlayabilmemiz için akıl ve sağduyu vermiş bizlere… Kimimizde eksik kimimizde fazla işte…
Topluma açık uluorta cinsel konuların konuşulması esas ayıp değil midir? Mahrem davranılması, saygı duyulması gerekmez mi?
Muhafazakâr ve modern aileler birbirlerine saygılı olmak koşuluyla aynı toprakta yaşayabilir.
Kontrolsüz cinsel birliktelikleri önlemenin yolu da eğitimden geçer. Cinsel sağlık, cinsel kimlik, cinsel seçimler, ilk cinsel deneyimin en uygun zamanı gibi başlıklar altında aileler çocuklarını, uzmanlar aileleri eğitebilir.
Yasak arzu doğuracaktır.                                                                      
Ancak tecavüzün, çocuk gelinlerin, çocuk ve kadın istismarının olduğu, kadının aşağılanıp nerdeyse işlevsel deliği olan bir NESNE haline getirildiği bir toplumda, hangi eğitimden bahsedebiliriz ki? Eşitlik, hak ve adalete sıra bile gelmez…
Geçtiğimiz günlerde ilgiyle izlediğim bir programa telefon bağlantısıyla katılan muhafazakâr bir kadın yazar ve gazeteciye genel evlerin kapatılmasıyla ilgili fikrini sormuşlardı. İşlevi, insan neslinin devamını sağlamak olan cinsel birliktelikten zevk alınmasını sağlayarak Allah’ın bize bir lütufta bulunduğunu söylemişti. Bunu sınırsız bir eğlence haline getirirsek işlerin çığırından çıkacağını eklemişti. Ben bu açıklamadan çok etkilendim. Özel yaşantıya saygı benim için her zaman önemliydi ama bir kere daha düşündüm. Herkes bir kere daha düşünmeli…
Sorunlar hep sorun sahibi olanların bunu kabul etmeyişinden dolayı bakileşmiyor mu zaten?
Eskiden bekâret gibi bir tabu vardı uğraştığımız. Onlar iyi günlerimizmiş meğer…


Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme