10 Kasım 2013 Pazar

"BEN KARAMSARLIK NEDİR BİLMEDİM"

Seni unutmadık ama sana layık olabildik mi bilmiyorum. Seni kimsenin unutamadığına da adım gibi eminim. Yoksa neden seni silmenin yollarını arasınlar ki yana yakıla… Seni ve kazandırdıklarını dünya kabul etti de kendi halkın göremedi ne yazık ki. Çünkü insanoğlunun nankörlüğü, elindekinin kıymetini bilmesini engeller. Kaybetmeye başlayınca rahatsızlanmaya; hazinesi tamamen yok olduğunda da deliler gibi çırpınmaya başlar. Ama artık çok geçtir…
Biz nerede hata yaptık diye sormayacağım çünkü görünen köy kılavuz istemez. Başkalarına haksızlık yapıldığında, fazladan değer verildiğinde ya da yanlış hareketlerine omuz silkildiğinde, aradan zaman geçse de gün gelir bunların intikamını alır. Ama kendisine yapılandan çok daha acımasız, insanlık dışı ve mantıktan uzak davranacaktır, çünkü cehaleti bunu gerektirir. Bugün içinde olduğumuz durum tam da budur.
En çok üzüldüğüm de yüksek eğitimli tanıdıklarımın çıkıp da bana seninle ilgili beynimizin yıkandığını söylemiş olmasıdır. Keşke herkesin beyni seninle yıkansaydı…
Sen ileri görüşlülüğünle ve yüceliğinle uyarını yapmışsın çok önceden… Neden bunu dikkate almayan, senin hallerine bürünerek sana benzediğini düşünen adamların hatalarını genç yüreklerimizle bizler ödemek zorunda kalıyoruz? Neden geleceğimizi tehlikeye atmak durumunda kalıyoruz? En nihayetinde elimizde bir tane hayat var…
Neden büyüklerimiz düşünmedi bizi senin kadar? Senin gücün, aklın ve insanüstü çabaların kaç yüzyılı kurtarmaya yetebilirdi ki? En nihayetinde bir tanecik canın vardı…
Benim anladığım, senin zamanından beri değişmeyen tek şey; İyi işler yapanların barındırılmadığı, yaptıklarının burnundan fitil fitil getirildiği bir dünya düzeninde yaşamakta olduğumuz. Bazen fazla iyi olmak yerine, yoluna çıkan densizlerin ağızlarına elinin tersiyle bir tane çarpmak gerekiyor… Ve senin gibiler bunu yapınca adına diktatörlük deniyor… Yazık… Keşke her diktatör senin kalitende olabilseydi…
Çocuklara ne anlatacağımızı düşündükçe kafam allak bullak oluyor… Onlar öyle akıllı, öyle bilgiye ve öğrenmeye açık ve sağduyulu doğuyorlar ki artık… Onlara rengârenk bir hayat sunamayışımızın acısıyla kahroluyorum… Doğuramıyorum… Hepsini kucaklamak istiyorum, senin yaptığın gibi…
Hani bize yakıştırmazsın biliyorum ama “al bizi yanına” diyesim geliyor, kızacağını bile bile…
Ya kalk gel ya da birini gönder, bir işaret gönder desem duyar mısın sesimi? Ne yapacağımızı nasıl yapacağımızı göster desem, “zaten gösterdim” diye kızar mısın?
Yoksa bizler senin kadar cesur değil miyiz? Olamayacak mıyız?
Umutlarımı yitirdiğim noktada seni tekrar tekrar anlamaya gayret gösteriyorum. En çok sevdiğim sözünü her an hatırlamaya çalışıyorum:
“BEN HAYATIMDA KARAMSARLIK NEDİR HİÇ BİLMEDİM”
Işıklar seninle olsun…
Yüreğimizde hissedileni nasıl söküp alabilirler ki?
Ölüm, hangi sevdiğimizi unutturmuş ki seni unuttursun?
En büyük şehrimizin en büyük kitap fuarının uzaklara taşınması, okumaya ve öğrenmeye karşı durmanın şekillerinden biriydi bana göre… Gönlümüzce gidemedik… Oysa merkezde olsaydı da her gün dolup taşırsaydık kitap kokan alanları… Merkezde olsaydı metrolar (Avrupa kentlerinde olduğu gibi); ulaşım derdi ortadan kalksaydı… Merkezde olsaydı SEVGİ; birbirini vuran öldüren kalmasaydı… Yorgunluk ve stresle, hırsla ve rekabetle, hayat memat meseleleriyle değil de güzel işlerle uğraşacak enerjisi kalsaydı insanların…
Fuarın bitiş günüyle Atam’ın ölüm gününün aynı güne denk gelmesinin bizlere bir mesajı var. Nasıl ki onun ölümünü bir son olarak kabul etmiyorsak, kitabın ve bilginin son gününü de etmeyebiliriz. Bitiş görünenleri başlangıçlara dönüştürmek elimizde… Aydınlanmak ve aydınlatmak için nelere ihtiyacımız olduğunu içsel olarak biliyoruz. Hayata geçirmek elimizde…
Yas tutmaya değil, ne pahasına olursa olsun dünyaya iyilik, doğruluk, hak, adalet, özgürlük ve insanlık getirmeye ihtiyacımız var.
Birileri inciğimizi cıncığımızı gözetlerken, Atamız da göklerden bizi izliyor…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme