9 Mayıs 2012 Çarşamba

SPERM BAĞIŞI

Dünyada olmaz olmaz dediğimiz şeyler de gerçekleşiyor. Hiç aklımızın ucundan geçmeyen şeyler de… İyi diye nitelediklerimiz, kötü diye yerden yere vurduklarımız ya da her iki sınıfa da sokamayıp iyi mi kötü mü olduğuna karar veremediklerimiz. İyi ya da kötü, aklımızda belirip dilimize yansıyan bir fikirden ibaret. Yoksa olayın kendisi değil ki…
Evde dergiler yığın haline geldi yine. Eşim sağ olsun, almaktan bıkmadığı gibi elden çıkarmaya da kıyamıyor. Bende ona fazla olanları atmasını söylerken, bir yandan da iş ciddiye binip atmaya gelince, her bir sayfası kıymete binen dergilerden vazgeçemiyorum. İçlerinde öyle değerli şeyler var ki. Bekletip de üzerinde durup düşünmeye sıra gelmeyen yazılardan birine nihayet değinebiliyorum bugün. Hayat öyle zenginliklerle dolu, vakit ise çok az…
Tempo Dergisi’nde Trent Arsenault adlı sperm bağışçısı hakkında bir yazıydı okuduğum.
“Sperm bağışçısı” mı o da ne?
Tabi insanlar henüz sperm bankalarının işleyişini bile sindirememişken, bu kuruluşların amacına tam olarak anlam vermemişken, bu da nereden çıktı? Teknolojideki gibi düşünmeli. Bir yeniliği alıp kullanamadan daha yenisi ortaya atılıyor.
Trent Arsenault, ilgisi ve tercihi yönünde, kadınlarla ilişkiye girmeden sperm bağışında bulunan Amerikalı genç bir adam. Kendini hümanist biri olarak tanımlıyor. Aile kavramına çok değer verdiği için, çocuk sahibi olamayan çiftlere sperm bağışı yapma gibi bir yolu izleyerek onlara yardım ettiğini izah ediyor. 36 yaşında bir bakir olan bu genç adamın hayatında seksüel ilişkiye yer yok ama 14 tane çocuğu var. Spermlerini bekâr bayanlar yerine evli çiftlere bağışlama gibi bir seçiciliği var. Ücretsiz olarak gerçekleştirdiği bu hizmete en başta ailesi, daha sonra da toplumun bazı kesimleri şiddetle karşı çıkıyor.
Gerek sperm bankasından gerekse sperm bağışı yoluyla çocuk sahibi olmak isteyenlerin belli bir çıkış noktası var. Bunu herkes anlamayabilir. Herkes kabul etmeyebilir. Onların kendilerine göre nedenleri var. Benim düşünceme uymayabilir ama onlar için bir gerçek. Ve ne benim ne de kimsenin onları yargılamaya hakkı olamaz.
Bu konuya değinmekteki ilk amacım, bizler günlük hayatın içinde yuvarlanıp giderken dünyanın çeşitli yerlerinde türlü türlü konularda farklı pek çok gelişme olduğunu vurgulamak. Yeni bilgiler öğrenmek, aklımıza fikrimize uymasa bile, ufkun genişlemesi yönünden yararlıdır ve güzeldir. Sadece kendi küçük dünyamızda yaşamak yerine, yeniliklere ve dünyaya açılmak çok daha işlevsel bir yarar taşıyor bana göre…
İkinci amacım ise, farklı olan bir fikre çeşitli yönlerden bakabilmek. “Sperm bankası” kavramıyla ilk kez karşılaştığında “tü tü dağlara taşlara” diyen geleneksel kadınlar pek çok… Erkekler de bu durumu “tövbe tövbe” ler çekerek karşılıyor tabi. Özellikle ülkemizde… Diğer yandan da kadınlar devamlı erkeklere göndermeler yaparak onların argo tabirle öküzlüklerinden, düşüncesizliklerinden, hatalarından, eksiklerinden, kadınları anlamamalarından vs pek çok olumsuz yönlerinden şikâyetlerle gündeme gelmiyorlar mı? Evet.
Bir kadın hayal ediyorum ki kendisine uygun bir eş bulamamış. O ya da bu nedenle. Dişilik, doğası gereği seçici olmayı gerektirir. En uygun ve en iyi adayı bulmak dişi için önemlidir. Çünkü doğurganlığı sınırlıdır ve zor süreçleri kapsar. O nedenle en iyi adayı bulup ondan çocuk sahibi olmaya eğilimlidir. Şimdi bu kadın, yaşamı boyunca çocuğunu doğurmayı isteyecek kadar iyi olduğuna inanabileceği bir erkek bulamamışsa… Sperm bankasından ya da sperm bağışıyla en azından beğendiği özelliklere uygun bir verici seçerek çocuk sahibi olamaz mı?
Sonra bir de aile kavramının kutsallığını ortaya atarak kendi dürtülerini gizleme yoluna giden muhafazakâr insanlar çıkar ortaya… Evet, nikâh isimli devlet korumasının altında cinsel birleşme uygundur çoğunluğa göre. Adam yatakta gözünü tavana dikip başka hatunları düşleyerek, kadın da bu eziyetin sona ermesini ve temizlenip uyumayı ya da “daha düzgün bir herif düşmedi ki benim kaderime” düşünceleriyle bir görev gibi kadınlık işini görerek yapılan cinsel birleşmeler çok mu doğru? Bu bir ikiyüzlülük değil mi? Bu şekilde dünyaya çocuk getirmek sevap, öbür her türlüsü günah!
“Bir de sperm bağışı ya da sperm bankasından alınan hücrelerle yapılan çocukların durumu ilerde ne olur?” tartışması var. Babasını tanımak istemez mi? Ona bu durum nasıl açıklanır? Toplumda dışlanmaz mı? Peki, öbür türlü düzgün ailede yetiştiği iddia edilen çocukların ailelerinde olan travmalar ne olacak? Boşanma, ensest, aldatma, kavga gürültü. Saygısızlık, huzursuzluk… Böyle büyütülen çocukların geleceği çok mu matah olacak?
Farklı fikirlere açılım ve saygı da işte bu noktada devreye giriyor. Hiçbir şeyin doğruluğunu %100 savunamayız. Her seçeneğin içinde ak da kara da iyi de kötü de olabilir. Ne kadar uzak görünse de, karşıt gelse de farklı bir fikir, bir şeyler öğretebilir. Bana uymayan sana uyabilir. Sana uyan bir başkasına ters gelebilir.
Sperm bağışını ilk duyduğumda, önce kendim için hiç de uygun bir fikir olamadığını düşündüm. Ben yapamazdım herhalde… Ama benim gibi aradığı uygun eşi bulmuş bir kadına göre konuşması, bunu söylemesi kolay tabi… Ya bulamayanlar için?
Ben yapamazdım ve bana uygun bir uygulama değil. Ama bu genç adamın olaya insancıl yaklaşımını ilgiyle okudum. İçinden kötülük geçmeyen, dünya için güzel bir şeyler yapmaya çalışan, yardıma muhtaç insanları ziyaret eden, sağlığına dikkat eden düzgün bir adam… Art niyetli ve her gün bin bir türlü tiyatro oynayan ama kitabına uydurup topluma uygun hallerde olduğunu iddia eden ikiyüzlü adamlara göre çok çok temiz ve dürüst.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme