10 Aralık 2011 Cumartesi

KİM KAZANDI?

Eski bir tanıdıkla karşılaştık bugün. Aslına bakarsanız, tanıdık bile sayılmaz. Ortak bir alanı, bazı zorunluluklardan dolayı paylaşmak durumunda olduğum birisiydi. Hala da öyle… Ah bu zorunluluklar yok mu? Kimleri kimlerle karşı karşıya getiriyor. Kimi zaman susmak zorunda kalınıyor karşılıklı. Söylenecek söz olmadığından dolayı. Kimi zaman da avaz avaz bağırmak geliyor içimizden. Bağırıyoruz da… Seslerin nereye varacağını düşünmeden… Bağırıyoruz sebepli ama faydasızca…
Karşılaştık işte… Nasıl olduysa oldu. Önce ben gördüm onun karşıdan bana doğru geldiğini. Henüz aramızda uzun bir mesafe varken. Kaçmadım. Saklanmadım. Hani bazen hepimizin işimize gelmediğinde yaptığı gibi, gözlerimi başka tarafa doğru kaçırarak görmezden gelmedim. Neden mi? Sadece içimden öyle geldi işte. Olduğum gibi durdum ve bana yaklaşmasını bekledim. Yüzünde bir şeyler arar gibi baktım. Ta ki o beni görene kadar…
Ben kapıdan dışarı doğru çıkıyorken o da bana iyice yaklaşmıştı. Kapıyı tutarak gelmesini bekledim. Yüzümde cömert bir tebessümle karşıladım onu. Aramızda bir iki adımlık mesafe kaldığında, gözlerini yerden yukarı doğru kaldırarak beni fark etti. Ellerim kapıyı kenara doğru itelerken ayaklarımla da iyice kenara çekildim ve yer açtım ona. Yüzünde içten bir gülümseme beliriverdi. Kibarca teşekkür ederek içeri girdi. “İyi akşamlar” diye ekleyerek halinden memnun bir halde yoluna devam etti. Ben ise onun arkasından dışarı çıkıp yolumda ilerlerken gülümsemeye de devam ediyordum.
Beni tanımamıştı…
Ben onu çok iyi hatırlıyordum.
2–3 yıl önce hararetli tartışmalar yaşamıştık. Neden mi? Tabi ki çıkarlarımızın çatışması yüzünden... Çoğu sürtüşmenin ve şiddetin sebebi bu değil midir zaten?
İkimiz de kendimize göre haklıydık. Ancak… Ben onun bir hareketinden dolayı mağdur durumdaydım. Hakkıma saygı göstermesini istiyordum. O ise hakkı olmayanı yaparak ve rahatsız ettiğini bile bile bencilliğine devam ediyordu. Hakemlik etmeye kalkan kişiler benden yana görünüyorlardı. Yazıldı, çizildi, şikâyetler yapıldı. Araya yetkin kişiler girdi. Ancak durumda bir değişiklik olmadı…
Zaman geçti…
Yıllar geçti…
Yüz yüze gelmeyen bu iki insan pek karşılaşmadılar. Ta ki bugüne kadar. Kavga kıyamet çoktan nihayete ermişti zaten. Yıllar önce… Ne değişmişti de sona ermişti bu çatışma? Onu sonra söyleyeceğim…
Onu tanıyanlar biraz “huysuz”, biraz “arsız”, biraz “anlayışsız” ve “geçimsiz” diye nitelerlerdi. “Cins” biriydi… Ben ise böyle sıfatlardan uzak durarak, sadece hakkımın çiğnenmesini ve elimdeki huzurun alınmasını protesto ederek yaklaşıyordum ona. Tek istediğim bana rahat vermesiydi o zamanlar. Hala vermiyor o ayrı konu… Yoksa hepimiz birbirimizden epeyce “farklı”, bazen biraz “cins” ve “tuhaf”, çoğu zaman “anlaşılmaz” ve her zaman “ayrı” birer kişilik değil miyiz zaten?
Bugün ona neden gülümsedim? Neden kibarlık gösterdim ve saçına başına girişmedim dersiniz? Hala haklarıma zarar verme hakkını kendine gördüğü halde… Hala bir şey değişmediği halde… Neden? İçimden öyle geldi işte... Onu görmek, bir insan görmek (her ne kadar çoğu zaman insan gibi davranmadığını söylesem de) güzel bir duygudur. Hele ki o anda mutluysanız. Kendinizle olmaktan mutluysanız. Kendinizle barışıksanız. Her şey güzel görünür. Onun gibi bir kişi için bile güzel duygular hissedersiniz… Bilirsiniz ki o kendisiyle kavgalıdır. Bu nedenle size ve aynı zamanda kendisine zararlar vermektedir. Ona acırsınız biraz. Bazı şeyleri görmediği için üzülürsünüz. Bazen de sinirlenirsiniz. Size yaptıkları için… Size yapamayacağı bir şey varsa, iç huzurunuzu bozmaktır. Aşamayacağı bir duvar, bir engel varsa o da sizin özgüven ve sevgi karışımınızın kalbinize yansıyan kısmıdır. Bunu bilirsiniz ve o anda onu bile sadece sevgiyle karşılarsınız…
İşte yıllar önce aramızdaki çatışmayı sona erdiren de, bendeki değişimdir. Durumlar, şartlar ve onun davranışı ile huyları değişmemişti. Hatta hala aynı… Ama o zaman ben değişmiştim. Dolayısıyla da her şeye bakışım… Ve tabi ki sonuçta da hayatım…
Kim kazandı peki?
O zaman da bugün de aslında ben kazandım.
Dileğim,
Bir gün onun da kazanmasıdır. Kazanacak hale gelmesidir. Kendini o hale getirmesidir.
Onun ve onun gibilerin içinin de en az benim kadar sevgiyle dolmasıdır dileğim.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme