8 Mayıs 2018 Salı

"AZ KALDI, ÜSTÜNE OTURACAKLAR"

Anahtarı sessizce çevirip eve girerken aramızda fısıltılarla gülüşür, içeri girer girmez atardık bavulları bir kenara, deliler gibi sevişirdik. Bu kadar düşünmez, bu kadar anlamaya çalışmaz, aklımızdan bu kadar şüphelere düşmezdik. Dünü anlatır, günü kurtarır, yarınlarımızı planlardık. Hep incelikli hep cömert ve hep centilmendik. Kabalıklar, hunharlıklar ve yalnızlıklar pek azdı eskiden…

Son dönemlerde herkes “her şey” oldu ya, hiçbir şeyin anlamı kalmadı. Hani bir şey az ve öz iken kıymetlidir, hayal edilir, umut edilir ve dört gözle beklenirken özeldir ya, artık o taraklarda pek bezimiz kalmadı.
Çokça arar olduk, yakalanması unutulmuş bakışlardaki anlamı, sanal yerine gerçek bir şeyler paylaşmayı, günden güne motivasyon taşıyan yürek çarpıntılarını, dünyanın her yerine uzanabilen sanatsal dokunuşları, kuşların kanat çırpışının sesini ve piyanoya dokunan ellerden çıkan usta ezgileri… En çok da KALİTEyi…
Tütsüler yakardık biz eskiden. Odalarımız arınsın, güzel koksun ve ruhumuz ilham bulsun diye. Perdeleri örterdik ve gizli bir şeylerimiz kalırdı “herkesten”. Ayıp denen birşeyler vardı. Göze soka soka yaşanmazdı özel anlar.
Defter kaplardık biz eskiden
Sökük dikerdik biz eskiden.
Yıkmazdık, yapardık biz eskiden.
Kıymet bilirdik biz eskiden.
Ne emeğimizi bu kadar satmaya uğraşırdık ne görüntümüzü ne kişiliğimizi. Sadece paylaşırdık, hatırlayan kaldıysa eğer, hani paylaşırdık yemeği, ödevleri, dertleri, duygularımızı falan. İki topuklu üstünde geçmezdi hayat o zamanlar. Kadınlar iki bacak, erkekler tek kurşun, çocuklar yarım kalmış değildi o zamanlar. Son kalan kırıntılarla deli gibi mutluymuşuz meğer. Şimdilere ne kaldı peki?
Ucuz olan şey eşyalardı, insanlar değil.
Ömürlük peşine düşülen duygular, amaçlar, insanlar, rüyalar vardı. Tek kalemlik, tek gecelik, tek nefeslik hazlar değil…
Çocuklara verecek neyimiz kaldı, bir düşünün.
Lüks semtin lüks ev eşyaları satan dükkanlarının birinde, düzgünce görünen satıcı kadın sarı saçlarını arkasına atarak elindeki ürünleri kasaya taşırken, bir buçuk yaşındaki oğlan çocuğunu sözleriyle sevip şımarttıktan sonra annesine dönüp, “Az kaldı az kaldı, yakında bunun üstüne oturacaklar, hazırlıklı ol!” diyor bugün… Biz daha neyi tartışıyoruz ki..


Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme