14 Şubat 2014 Cuma

SEVGİ TOMURCUKLARI

Daha dün gözlerimin içine baka baka yalanlar söyledi, çürük sistemin pas tutmuş maşası, ebedi kölesi ve sıfatlar için kendini şeytana satmış insan kılıklı bir şaklaban. Metro seksüel, entel ve aydın görünümlü bir şaklaban. İnsan demeye zaten dilim varmıyor, insanlıktan çıkalı çok olmuş… Paraya, pula, hesaba, ranta teslim olmuş bir zavallı…

Benim ederimi zaten ölçemezdin ki, bu yoldan çıkmış halinle… Tabi ki gözlerini kaçıracak; diline doladığın hileleri söyleyecek cesareti bile bulamayacaktın. Bense saf ve yürekli halimle o kadar güçlüydüm ki karşında… Alt üst oldun, sessizliğin kem küm ile birleşen yalanlara, kıvırmalara dönüştü de beni önemsemiyor havalarına girdin. Gün gelecek bu hallerini yedirmeme gerek kalmadan sen yalanacaksın karşımda…
Cüzdanı şişkin, cv si kabarık, kariyeri tavan yapmış birisi nasıl olur da saygıdan bihaber, yiğitlikten yoksun, yol yordam bilme gibi becerilerden bu kadar uzak olup da o noktaya gelebilir? Hangi primlerle o noktaya yükseldin de adam zannettin kendini! Sana değil seni oraya getirenlere gürlemek lazım esasında…
Verin ondan sonra bin dolarları kişisel gelişim, iletişim seminerlerine, şirket eğitimlerine… Eze eze bir yere gelmiş beyaz yakalılar sizi, yatacak yeriniz yok!
Bu sefer dibe vurmadım. Sahip olduklarımla ayakta kalmayı öğreniyorum kimi tokatları yiye yiye. Ama bir şaşkınlık, isyan ve kabullenemezlik var ki yüreğimde… Para ve güç kimlerin ellerinde? BÜYÜK BÜYÜK binaların tepesine çöreklenmiş KÜÇÜK KÜÇÜK adamların ellerinde…
Bir diğer yanda emektar bir sanatçı için, genç bir insanın tertemiz kalbinden çıkan yardım haykırışları… Bir el uzatılması gereken o kadar fazla değerimiz, değerlimiz varken, paranın oluk oluk nerelere aktığı belli değil… Ömrünü sanata adamış, yüreğinin götürdüğü yoldan gitmiş, duyarlılığından gelen üzüntülerle hastalıklara yakalanmış ama yine de teslim olmamış, bin bir emekle hayata tutunmuş, ayaklar altında ezilmeye terk edilmiş bu kaçıncı sanatçı…
Batsın bu sistem o zaman!
Temizlemeye nerden başlarız bilmiyorum ama değiştirmeye kendimizden başlayabileceğimize adım gibi eminim.
Önce sevgi tomurcuklarıyla bağlanırız birbirimize, sonra yeşil yollar açarız gönüller arası, bir de bakmışız ki kalpler bir olmuş. İşte gri binalar yıkılır o zaman… Takım elbiseli uşaklar da işe yaramaz hale gelir. Önce aç bırakıp sonra karın doyurması sonucunda minnet görmeyi; önünde eğilinmesini bekleyen sahtekârlara geçit yok…
Değerli sanatçı Orhan Aksoy’a sevgimizi, yardım elimizi uzatacağız, onun ömrünü uzatacağız. Hak ettiği değeri görmesi, sanatını icra ederek dünyamızı güzelleştirmesi için imkânlar gözden geçirilmeli… Sanatın ve sevginin aydınlığından karanlık çağlara dönüşümüz amaçlanıyorken, aksine hayat vereceğiz mütevazı duruşlu hazinelerimize…                 
Bir sevgi günü kutlaması mı yapacaksınız? Tuzaklara kapılıp gitmemişsinizdir umarım. Rengârenk vitrinlerin, sözde indirimlerin, insanın en değerli duygularını parasal amaçlarına alet etmişlerin oyununa gelmeyeceksiniz umarım. Sevgi bir tek günde kutlanacak kadar geçiştirilecek bir duygu değil... Kalıplara sokulacak, fiyatlarla ölçülecek bir yanı da yok. Aklınızı, hayalinizi, idrakinizi zorlamak isterim.
Gerçek bir sevgi yaşamak istiyorsanız, ne hediye bekleyin ne kutlama. Güvendiğiniz bir hayır kurumuna yatırıverin, hani o yüzde bilmem kaç indirimle bile esas değerinin üstünde size satılmaya çalışılan süslü püslü oyuncaklar için ayırdığınız parayı. Sıradan gündekinin iki katına çıkmış fix menülerden uzaklaşın da bir ihtiyaç sahibine yönelin. Hem evrenin dengesine hizmet edersiniz, hem dua alırsınız hem de bu üç kâğıtçıların düzenini beslememiş olursunuz.
İki uçta iki farklı manzara… Bir yanda şişirilmiş balonlarla bombaların arasında insan hayatını tiye alarak kabaran büyük patronlar; diğer yanda gittikçe cılızlaşan hayata tutunma çabaları…
Daha yapacak çok işimiz var.
Sevgililer gününüz kutlu olsun.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme