5 Nisan 2013 Cuma

BEN ÖLMEDEN ÖNCE...

Bu başlığı şimdi kullanacağım hiç aklıma gelmemişti. Bu sayfayı açtığım ilk yıl, o günlerde kaleme almayı planladığım ve aklıma kazınmış olan bir kalıptı... Araya giren başka olaylardan mı yoksa zamanının gelmemiş oluşu nedeniyle midir bilinmez, tam da bugüne uygun ve bir insana atfen kullanılacakmış demek ki… Hiçbir şey göründüğü gibi değildir hayatta; bu başlık da öyle…
Hiçbir şey umduğunuz, sandığınız, tamamen dilediğiniz gibi gelişmez şu dünyada… Daha güzel hallerde şekillenişi şaşkınlıklar içinde bıraktığında, o büyük gücü daha fazla hissedebilirsiniz. Yeter ki kendiniz olmaya ve bu uğurda yola çıkmaya karar verin.
Sanatın içine kendimi bütünüyle bıraktığımdan beri, aklımın bir köşesinde, sanatçıların öldükten sonra değerlendiği yargısı yer alıyordu. Buna tam olarak inanmasam da, beynimdeki binlerce soru işaretine birinin daha eklenmesini engelleyememiştim. Elimde avucumda, yazmaya ve akıl ile gönlün sentezini paylaşmaya olan inancımdan başka bir şey yoktu. Önümde uzun bir yol olduğunu söyleyenler, cesaretimi kırmaya yüzü tutarak bıyık altından gülenler ve hiçbir gelişme olmadan geçen uzun günler vardı…
Bir nebze faydasını görmediğimiz günlerin akışında çürürcesine ve kâh umutla kâh kırgınlıkla beklemekte olduğumuzu sanırız. Oysa ardımızda kalan her saniye, gelişmemize ve ilerlemememize katkı sağlayarak eskimiştir.
Ne kadar bekleyeceğimi bilmeden yayınevlerinin kapısını aşındırırken ve kalemime bağlılık yeminleriyle sarılırken, ömrümün insanlara ulaşmaya yetmeyeceğinden korkuyordum. Bir evlat gibi gördüğüm eserimin kaybolup yiteceğinden, kendimi anlatamadan buralardan gideceğimden de… Bağırmak istiyordum sokaklarda; “lütfen beni şimdi dinleyin, vakit geçmeden fark edin, söyleyeceklerim çok önemli” diye… “Benden sonrasında da bunu yapabilirsiniz ama ben görmek, hissetmek ve bunun güzelliğini yaşamak istiyorum!”
Ben, ölmeden önce değerlenen bir insan, bir kadın, bir sanatçı, bir yazar olmak için yalvarıyordum. Zordu… İnandığına sıkıca sarılmak ve meraklı bakışların menzilinde dimdik ayakta kalmak, özgüvenli duruşunu koruyarak devam etmek ve bekleyişin uzamasına rağmen sabır göstermek; çok zordu…
Umduğumdan çabuk, hak ettiğimden geç oldu gelişmeler… Dileğim kabul oldu.
Şimdi insanlarla paylaşıma girmenin, herkesi olduğu gibi sevmenin, yaşadığım iyi ve kötü ne varsa öğretmenin coşkusunu taşıyorum yüreğimde… Gün be gün sevgi çemberim genişliyor. Kimilerinin “ünlenmek” olarak nitelediğini, ben öyle o kadar basit görüp de söyleyemiyorum. Ünün gelip geçici, paylaşım ve sevginin kalıcı olduğuna inanıyorum. İnsanlara ulaşmaya ve karışmaya devam ederken büyüyor, zenginleşiyor, güzelleşiyorum. Yazmasaydım nasıl tanıyabilirdim bu kadar özel insanı? Her insanın ayrı ayrı özel olduğunu, kimsenin kötü yanlarıyla kötüleşmediğini ve içindeki iyiyi çıkarmanın bir yolu olduğunu bu kadar çok örnekle nasıl anlayabilirdim?
Kalpten gelerek, akıl ile birleştirerek ve insaniyet namına bir hedefte ilerliyorsanız, o beklediğiniz gün geliyor… Daha güzelleri de…
Hiç olmadık zamanlarda beklenmedik kayıplarım oldu… Asla aklıma gelmeyecek darbeler yedim. Ama ne oldu biliyor musunuz? Daha iyileri çıktı karşıma…
Doğa bizi yaratır, onu anladığımız ve koruduğumuz sürece kucağını açar ve melekler de tam zamanında inerler yanımıza… Ama kanatlarıyla ama insan kılığında…
Zaman zaman gönül borcum birikmiş insanları yazıyorum burada. Ama bilin ki onlar buradakinden sayıca ve nitelik olarak çok fazla… Şimdi bahsedeceğim kişi, yazarlık yolunda ilerlemekteyken karşıma çıkmış olan güzel insanlardan sadece bir tanesi…
Birkaç yıldır uzaktan tanımama rağmen özel bir zamanda adımlarını bana yaklaştıran bir kadının mucizevî dostluğu ile karşılaştım… Hiçbir şeyin tesadüf olmadığını kanıtlarcasına ve sanki uzun zamandan beri beni bilircesine yanımda yer alışı inanılmaz bir hareket; kendisi ise “Seni Allah mı gönderdi?” dediklerimizden biridir…
Tanışmak tanımak demek değildir elbet... Kimi zaman birini tanımak için birlikte uzun bir süre geçirmeye ihtiyaç duyulmaz. Gördüğünüz kadarıyla yetinirken, bilinç dışı bir güven oluşuverir, bilince aykırı da olmayan… Beni bu şekilde görmüştü herhalde…
Yıllarca “arkadaş” dediklerim, kudret göstererek yaptıklarıma burun kıvırırken; beni hayranlıkla izleyen gözlerin sahibidir Şennur Erdoğmuş… İsmi gibi şen, ışık dolu, soyadı gibi dürüst ve oturaklı… Eğitimci kimliğinin fark yaratan özelliklerini mütevazılıkle geri çevirdiğine bakmamak lazım. Cumhuriyetin ilk dönemlerindeki köy enstitülerinin öğretmenlerindeki sağlam irade, disiplin ve çok yönlü eğitme becerisine, öğretirken zenginleştirme niteliğine sahiptir. Aklıselim ve aynı zamanda duygu yüklü, kırılgan ama bir o kadar da dik duruşlu, aktif ve çalışkan ama kendini unutmayacak kadar da çok yönlü bir hayat felsefesinin içindedir. Böyle insanlar kendileri gibi yüksek özelliklerdeki insanları fark eder, değer verirler. Hem de karşılık beklemeden…
Benzer kişilik özellikleri ve edinilmiş amaçların bir araya getirdiği iki insan olabiliriz. Bozulmakta olan dünyanın ihtiyaç duyduğu ve gitgide azalmakta olan bir türün örneği de olabiliriz. Yüksek mertebelere erişmenin ve sevgi çemberlerinin büyümesinin, böyle dostluklardan geçtiğini kabul etmeliyiz. Çoğunluğun küçümseme yanılgısına düşebildiği girişimlerimiz, büyük değişimler yarattığında birbirimizi unutmayacağımıza eminim…
Bana ve yaratımlarıma olan sonsuz inancı, kendisinden istenmeden etmekte olduğu yardımlar ve benim için açılmasına gayret ettiği kapılar, hak ettiğim yerlere bir an önce gelmemle ilgili ısrarı, onun hayal mi gerçek mi olduğuna karar vermekte zorlanmama neden oluyor. Dost, anne ya da abla, inanç ortağı, yoldaş gibi kelimelerin onu anlatmak için çok cılız kalışına aldırmadan, tanımsızca ve benzetme yapmadan teşekkür ediyorum kendisine… Ben bile kendime bu kadar inanamazdım herhalde…
Nasıl olduğunu bilmiyorum ama gönül gözümü görmüş bu insana teşekkürler de azdır. Bizden çok daha büyük ve yüce bir gücün parçaları olduğumuz ve biz istedikten sonra bir araya gelişimizin, getirilişimizin çok kolay olduğu yönündeki hissiyatımı doğrulayan insanlardan birisi… Şennur, belirli hedeflerin belirsiz zamanlarında geliveren, eksik kalmış parçalardan biri gibi… Peki, onu gönderen kim dersiniz?
Gönderene de kendisine de şükürler ve teşekkürler olsun. Bir insan daha kazandı hayatım ve biraz daha anlamlandı…
Burada anlatmakla bitirmesi ve kelimelerle ifade etmesi hiç kolay değil… Olsa olsa bir özet olur bu ifadeler sadece…
Ama teşekkürlerim sana gelsin şimdi buradan;
Benim kıymetimi BEN HAYATTAYKEN bilenlerden olduğun için,
Beni, BEN ÜNLÜ OLMADAN ÖNCE başarılı kabul ettiğin ve kalitemin farkında olduğun için,
Mesleğime gösterdiğin saygı için,
Emeğime emeğini kattığın için,
Benimle birlikte yürüdüğün için,
Gözün kapalı, altıncı hissinle bana güvendiğin için,
Güzel olan ne varsa, bana yakıştırdığın için,
Ve daha burada sayamayacağım pek çok şey için…
Eğer toparlamazsam bir kitaba dönüşecek seni yazmak, o yüzden kısa kesmek durumundayım.
Beni kendi isteğinle herkese tanıtmaya, tanıştırmaya çalışman, fikirlerimi yansıtmaya, becerilerimi övmeye gönüllü olman ve çoğu zaman beni benden çok düşünmen, bir sihir gibi benim gözümde… Anlatması zor, muazzam bir inancın var bana…
Eğer bir gün gerekirse,
Kadife gibi sesinle, beni bana anlattığın gibi anlat insanlara Sevgili Şennur… Bu bir temenni ya da veda değil. Ama bazen korkuyorum bu dünyada fazla kalamamaktan. Tüm iyi niyetime karşın, bana göre bir yer olmadığı için erken ölmekten korkuyorum. Oysa daha yapmam gereken çok iş var. Eğer ki gidersem, yazarken nasıl çalkalandığımı ve insanlara kendimden fazla değer vermekten vazgeçemediğimi, yıpranmakta olan yüreğime nasıl yamalar yaptığımı anlat onlara… Sen bunları ben davet etmeden gönlüme girip görmüş olanlardansın çünkü… Sistemin bizi nasıl zorladığını, kalitemizin ve üstün özelliklerimizin reklâmını yapmanın yüzümüzü kızarttığını ve bu durumda kalışımıza ayak dirediğimizi, herkesi anlamaya çalıştıkça nasıl yorgun düştüğümüzü ve buna rağmen inandıklarımızdan vazgeçmediğimizi, etrafta çamur yığınları varken kirlenmemek için çırpındığımızı, yine de değerimizi görmeyecek kadar körleşmiş insanların gözünü açmaya çalıştığımızı anlat…
Gönlüm burada kalmaktan ve güzellik yaymaktan yana… Umarım gücüm, ömrüm ve tekâmülüm yeter de daha senin gibi nice özel insanlar tanırım… 

2 yorum:

  1. Sevgili Arkadaşım
    Günümüz Türkiye'sinde ve hatta dünyanın çoğu yerinde; bilgi birikimi olan kişiler yanlış gidişatı "Bakalım Bu İş Nereye Kadar Gidecek, Nerede bu yozlaşmış kişiler kafalarını duvara vuracaklar" diye karşıdan seyrederken sen ve senin gibi cesur kişilerin böyle etrafa ışık vermeye çalışmaları inan çok takdir edilecek bir durum. Bu lafı artık çok sevmesem de "Daha çok yapacak işin var" demek istiyorum. Sakın bir yere gitmiyi bile düşünme. Çünkü düşüncenin belli bir gücü olabilir.
    En yakın zamanda görüşmek üzere.
    Emre Bayar

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Takdirin için çok teşekkür ederim, şimdilik buradayım sanırım :)

      Sil