1 Kasım 2011 Salı

AŞK...

Soğuklarını hissettirmeye başlayan Kasım ayına sıcak bir giriş yapalım mı? Neresinden tutulursa tutulsun ve ne tarafa çekilirse çekilsin, varlığı değişmeyen ortak bir konumuz var. Kadın var… Erkek var… İkisinin olduğu yerde ise… Neler yok ki… Ama değişmeyen bir şey var… Aşk…
Benim o konuyla işim olmaz diyen var mı? Her birimizin bir yanında değil mi aşk? Geçmişinde ya da geleceğinde… Kazançlarında ya da kayıplarında… Zaferlerinde ya da yenilgilerinde… İçinde gizlenen bir yerde ya da gün gibi apaçık bir şekilde hayatında… Hayallerinde ya da hayal kırıklıklarında… Suçlarında ya da cezalarında… Hedeflerinde ya da çoktan kapadığı defterlerde… Yaşamında ya da ölümünde… Öyle ya da böyle, orda ya da burada varlığını şiddetle ilan eden bir sıcaklık değil mi aşk?
Kadın… Varlığıyla dengeleri alt üst eden… Koskoca hükümetlerin yıkımına neden olan… Tarih yazılırken en büyük etken olan… Bir bakışıyla hazır ola geçirten… Kadının bulunduğu yerde hiçbir şey önceki haliyle kalamaz…
Erkek… Gücün kuvvetin simgesi… Beklentilerin merkezi… Kurucu ve yıkıcı… Güvenmenin ya da aldanmanın sebebi… Savaşların neferi… Varlığı ya sonsuz bir huzur ya da akıllara zarar. Erkeğin varlığı, ya fırtınalara karşı koyan bir kalkan ya da fırtınanın ta kendisi…
Ama esas fırtına… Esas savaş… Aşkın olduğu yerde… Aşk, iliklerine kadar yaşamak ve hissetmektir. Kadın için erkeği, erkek için ise kadını… Bunu yaşamadım diyen var mı? Aşkı tadan, genelde canı yanandır ve kendisine sorulduğunda “aman aman” der. “Bir daha mı asla!". Aşkı bulamamış olan ise bir ömür boyu onun peşinden gidebilir. Söyleyin yalan mı?
Aşk, buz gibi mekânları görünmez alevleriyle ısıtan bir ateş topu… Aşk girdiyse alanınıza, yanmadan kurtulmak ne mümkün… Aşk kimseyi dinlemez… Gözler görmeyi bırakırsa ne olur diye düşünmez ki aşk… Tozu dumana katmanın, geçtiği her yeri yakmanın, ne var ne yoksa alt üst etmenin kusurunu bile taşımaz. Ya dengeler? Aşk geldiyse, ortalıkta öyle bir kavram kalmamıştır işte… Denge artık tarihe karışmıştır.
Bir kadın, bir erkek… Kurallar, ayıplar, günahlar, yasaklar, mantık ve bilinirliğin tarihe karıştığı yerde iseler eğer, yani aşkın içinde iseler… Vay hallerine… İşte esas savaş orada başlamıştır artık. Dişilikle erkekliğin savaşı, galibi hangi taraf olursa olsun her ikisini de cayır cayır yakacaktır. Olan olmuştur ve geri dönüşü yoktur aşkın. Sırada kendini kanıtlamak isteyen egoların dövüşü vardır. “Sensiz de yaşayabilirim” i kanıtlamanın çabaları… Boş çabalar tabi… Geri çekilmeler, taktikler, kıskançlıklar, nefret… Evet, yoğun bir nefret olmazsa o gerçek aşk olamamıştır henüz… Ama bilinmelidir ki bunların hiç biri aşkı öldüremez. Tersine güçlendirir. Hatta tahmin ettiğiniz gibi aşk böyle şeylerle beslenir.
Aşk varsa, çabalar nafile… Çırpınmalar nafile… O sığınmaya çalıştığınız taktikler, gövde gösterileri, tripler işe yaramayacaktır. Kendinden emin olma duruşu, er geç bozulacaktır. Çünkü reddetseniz bile, üzerini örtmeye çalışsanız bile, arkanıza bakmadan kaçmaya çalıştığınız halde aşk sizi yakalayıp içine katacaktır… Dengeleri, planları ve mantığı unutun. Aşk artık sizi dört bir yandan ele geçirerek bildiklerinizi tek tek unutturacaktır…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme