21 Ekim 2011 Cuma

SİZ AYDINLANDIKÇA AYDINLANAN

Bir söz söylersiniz, hayatınız değişir. Başka bir söz söylersiniz, kendinize hayran bırakırsınız. Bazı sözleriniz güldürür bazıları düşündürür, bazıları her ikisini de yaptırır.  Bir söz söylersiniz, yanlış anlaşılırsınız. Ve yazdıklarınız için de geçerli bu... Söylenenlerin ya da yazılanların, her şahsiyet tarafından farklı algılanabileceğine hazır olmak ve bunu kabul etmek, zorlanmadan yaptığım bir şeydi. Ama bu kadar da farklı bir noktadan algılanabileceği hiç aklıma gelmemişti. En son burada yayınladığım kıskanma ile ilgili yazının, eşimi düşünerek yazdığımın düşünüleceği aklımın ucundan bile geçmemişti…
Evet, gerçekten de böyle bir soru ile karşılaştım. Böyle bir şey mümkün olabilir mi hiç? Okuyana bunu düşündüren şey, eş ile ilgili sahip olduğu düşünceler herhalde. Belki yaşantıları, belki gördükleri, belki de şüpheleri… Ne olduğu önemli değil. Ben o yazıyı yazarken çok çok farklı duygular içindeydim. Eşimle ilgili en ufak bir yanı bile yoktu ifadelerimin. Ancak bu noktada, “eş” kavramının bizim için ne ifade ettiğine bakmanın gereğini duyuyorum…
Hayatta kendinize eş olarak seçtiğiniz kişi sizin için ne ifade eder? Kimdir eş? Yolculukların en uzun ve en zoruna sizinle birlikte çıkan ve beraber yürüdüğünüz kişi değil midir? Sizinle ağlayan, sizinle gülen, sizi olduğunuz her halinizle kabul edeceğine inandığınız kişi… Yüreğine güvendiğiniz kişi… Yüreğinize güvenen kişi… Sizi bir adım daha önde görebilmek için kendi adımlarını size göre ayarlayabilen kişi… “Ben” diye değil, “biz” diye yaşamayı isteyen ve kabul eden kişi… Tüm iniş çıkışların çalkalantısıyla bulantısını ilaç yerine sevgisiyle iyileştiren kişi… Virajları dönerken egosal tatminlerine göre değil, sağduyularıyla hareket eden kişi… Bir ilişkiyi bir yerden alıp hiç umulmayacak kadar tepelere çıkaran kişi… Azalanı çoğaltmanıza, yetmeyeni yettirmenize yardım eden kişi. Açıklarınızı ya da hatalarınızı örtmeye çalışan kişi… Herkes size karşı duruma geçmişken bile arkanızda duran kişi… Hepsinden de önemlisi, sizin parlamanızdan mutluluk duyan kişi. Siz aydınlandıkça kendisi de aydınlanan kişi… Birlikte aydınlanmayı, birlikte büyümeyi, birlikte yaşamayı ve birlikte ölmeyi isteyen kişi…
Adı üzerinde, dünyadaki milyarların içinden kendinize “eş” diye seçtiğiniz kişi... Adı üzerinde, “hayat arkadaşı”… Birinci sizken, ikinci o… Daha ötesi var mı? Ama burada dikkat ederseniz atılmış imzalardan, edilmiş yeminlerden, verilmiş sözlerden, değerini maddiyatların belirlediği birleşmelerden, üçüncü şahısların var olması için bir araya gelmelerden, sadece bedenlerin bir arada durduğu zorunluluklardan veya sadece aynı çatı altında yaşamaktan bahsetmiyorum. Çünkü hayat arkadaşlığı bunlardan çok çok uzaklarda ve izninizle çok çok da yükseklerde ve yüce bir yerdedir benim için. Tabi “gerçek” hayat arkadaşlığı…
Bırakın kıskanmayı ya da onun tarafından kıskanılmayı, eğer gerçek birer eşseniz sadece dışardan çift olarak kıskanılabilirsiniz. Çünkü o güven demektir. O nefes demektir. O hayat demektir. O can demektir. Ne anne babanızdan ne de çocuğunuzdan daha az değerli olabilir o. Gerçek eş…
Bir rakip, bir düşman, bir izleyici, bir şüpheli, bir karanlık olarak yaklaşıyorsanız ona… O sizin eşiniz değildir. Kendinizi kandırmayın…
İfadelerimden hangisi ya da hangileri kıskançlığı işlerken eşimi düşündüğümü düşündürdü bilemiyorum. Belki de benim ifadelerim değildir bunu yapan.
Hiç kimsenin, gerçek bir eşin sevgisini ve yüceliğini yaşamadan bu dünyadan gitmemesini dilemekten başka bir şey gelmiyor elimden…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme