18 Ekim 2011 Salı

KARANLIĞIN İÇİNDEN BİR ÇİFT GÖZ

Hesapta olmayan bir yaşantı, hâlihazırdaki tüm fikirleri çalkalayabilir. Bambaşka bir nedenle o gün orada yer alırsınız ve amaçlarınızı gerçekleştirirsiniz. Evdeki hesap, o ortama girince çoktan kabarmıştır. Nereden nereye diye düşünedurun, etrafınızda olan bitene anlam veremez halde bulursunuz kendinizi. Sonra biraz uzaktan izleyip biraz da akışa bırakırsınız kendinizi. Kalabalığın ve hesapsızlığın içine karışırsınız. İşte tam da o sırada bir çift göz karanlığın içinden sizi sinsice izlemeye koyulmuştur…
Bulunduğunuz yerin dışında ya da görünmeyecek bir yerde değildir bu gözlerin sahibi. Karanlık olan ne o zaman? Onun dünyası… Kendi karanlığına sıkıca sarılarak sizin aydınlığınızı izlemektedir. Görünmeyen ateşler de saçabilir bu sırada, dalıp gitmiş gibi de durabilir. Ama sonuç değişmez, hatırı sayılır bir burukluk onu kavuruyordur. Fırtınalar kopan ruhunu dinlemeyi bilmediği için de öylece size gözlerini dikiyordur işte. Kendi karanlığının içinden…
Siz yaşamı ve kendinizi geliştirin, güzelleştirin, acı çekin ve acılarınızdan sıyrılın, hastalanın ve iyileşin, dibe vurun ve ardından yükselin. Siz ne yaparsanız ve nasıl yaparsanız yapın, hangi yollardan geçerek bulunduğunuz hale gelirseniz gelin, o bir çift göz bu aşamaları değerlendirmeye ya da düşünmeye yanaşmadan sadece sivri bakışlarla görecektir sizi. Bazen sözleriyle, bazen ani bir dokunuşuyla, bazen de siz yokken uygulamaya koyduğu ve zekice bulduğu planlarıyla sizi acıtmaya çalışacaktır. Hiçbir şey yapamasa bile en ufak bir huzursuzluğunuz onu besleyecektir. Siz çırpındıkça o ellerini ovuşturacak ya da doygunluğun hazzı ile gözlerini kısacaktır.
Kıskançlığa daha önce de değinmiştim. Ama o zaman çok iyimser bir yanından tutup sevecen gözlerle bakmıştım bu duyguya. Okuyanlar hatırlıyordur. Şimdi ise ne kadar farklı… Şimdi daha gerçekçi ve daha net hedeflerim var o karanlığın içinden bakan gözler için. Her ne kadar kabul etmeseler de, dönüp kendilerine bakmaları gerek bir kere. Benim ışığımı söndürmeye çalışmak onları aydınlatmaz. Ama kendi ışıklarını keşfetmeye koyulurlarsa durum farklı. O zaman gözleri beni bile görmez zaten. İşin özü bu…
Bir de şu var, karşınızdakini aptal yerine koymak en büyük aptallıktır. Kimin ne niyetle yaklaştığını görüp ayırt edebilirim. Aslına bakarsanız herkes edebilir. Yani her şeyin farkındayım. O yüzden mümkünse o iğneli sözleri, o delici ve yakıcı bakışları ve umursamıyormuş havalarına büründürdüğünüz sessizliğinizi kendinize saklayın. Bana bir etkisi yok. Ben kalabalığın içine karıştıkça size ne olacak peki? Bilin ki dönüp kendinizle yüzleşmediğiniz sürece, etrafınızdaki çember gitgide daralacak ve yalnızlaşacaksınız. Yani en büyük zararı yine kendinize…
Kıskanan insanları hayatımızdan çıkarsak nasıl olur peki? Duruma göre değişir. Aslında onlar da renk katar yaşamımıza. Ne de olsa siyah da bir renktir. Ancak yapılan her neyse dönüp dolaşıp sahibini bulacağı için, kıskananlar da en çok kendilerine zarar veriyorlar. Bana göre hava hoş. Kendi karanlıklarının içinden başkalarının aydınlığını gizli ve sinsice izleyen gözlere son sözüm; sadece yaralarını iyileştirip mutlu olmaya baksınlar. Ama bunu başarmaları, birilerini kontrolsüzce kıskanarak pek mümkün değil. Kendileri bilirler.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme