16 Şubat 2019 Cumartesi

AKŞAM VAKTİ


İstanbul’da güzel olan ne kaldı? Yeri, konumu, tarihi, coğrafyası ve içinde birikmiş anılardan başka… Evlerde mi yoksa ofislerde mi aradığımız sıcak, tatlı, yalın, taze kokan umut veren, birleştiren duygularla olgular? Yoksa alabildiğine özgür, iyiyle birlikte kötüye de sonuna kadar açık, güvenliğin azalışından korkusuzca tehlikelerine yürünebilen doğasına, tıkırtılarına, gürültülerine ve karanlıkta saklanan pusularına rağmen vazgeçmeye direndiğimiz sokaklarında mı?

Gelişli gidişli uzun bir caddede Pazar gününün soğuyan akşam saatlerinde, ışıkların dibinde tam da köşede, klasik duruşuyla bir çingenenin ufacık çiçekçi dükkânıydı belki de bu şehrin insanı gülümseten, kendini izlettiren, içine doğru çeken güzel kalmış son öğelerinden biri…
Ne ışıklarda bekleyen arabalardan inen oldu ne de ilerde uygun bir yerde park edip geri dönen. Hep yürüyerek geliyordu müşterileri. Tam da o civardan. Onu bilen birileriydi sanki o akşam vaktinde akşam pazarı tadındaki çiçekçiden birer buket kapıp yoluna devam edenler. Evine varmadan telefonla arayıp son bir kez eksik olup olmadığını sorup da ekmek, yoğurt, tatlı almak gibiydi çingenenin çiçeklerinden bir kucak kapıp götürmek. Evine, misafirliğe, kutlamaya, geçmiş olsuna, hayırlı olsuna rengârenk bir demetle katılabilmek… Bu şehrin özel kalabilmiş, kaybolmamış, var olmuş inceliklerinden biriydi.
Kırmızı yemenisi, etekleri fırfırlı çiçek desenli önlüğü, ayaklarına uzanıp terliklerini yarı örten bol eteği, üzerinde kendi yeleği, onun üstüne yetmemiş bir de erkek yeleği giyişine bakılırsa erkeği yanında değilken de onu sarsın, kollasın istercesine sarmıştı üstüne. Hep bir eli üzerinde olsun aklı fikri, bedeni onunla olsun isterdi tüm kadınlar gibi, üzerinde ondan bir parça taşımanın mutluluğuna sarınırdı, soğuk kış akşamında. Böylece beklentisiz gülümsemesi bir kat daha artardı. Ona sarındıkça, kokusunu aldıkça hayatı daha çok severdi belki de şehirlilerin tersine… 
Belki de bu yüzdendi kimi varlıkların doyumsuz yaşamında olmayan gerçek bolluk bereket ve neşe dolu satışları. Bir sanat eserine eğilir gibi eğilirdi onlar çiçeklerine, bir kadına sunar gibi aşk ile sunardı müşterilerine, biliyorum biraz da bilmişlikle kurnazlıkla belki… Onlar da çok nüfuslu göz göz odalardaki ailelerini geçindirme derdinde…
Duvarın dibinde plastik bir çamaşır sepetinde duruyordu renk renk ambalaj kâğıtları. Piknik tüpünün üzerinde klasik tipteki eski çaydanlığı ona yoldaş olmuştu nasıl olsa. Yarım saatte dört kişi gelip gitti. Dur durak bilmeden ayakta kalan, her gelenle ayaküstü sohbetini yapmayı bilen, sonunda da iyi dileklerini sunan bu varoşların çalışkan kadını, akşam vaktinin çöküşüne aldırmadan birilerinin gönüllerini toparlayarak kazanıyordu parasını. Buket buket yayılıyordu sevgi, nezaket, sıcaklık koca taşlaşmış şehire…
Mercedesteki bir kadın, çiçeklerini satan bir çingeneden daha mutlu değil kimi zaman.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme