30 Eylül 2018 Pazar

BİRAZCIK APTAL OLMAK


Sonbaharın kıymetini bilmek için yazın illa kavrulup cayır cayır yanmak mı lazım? Hoş geldin demek için ayrılmak, durulmak için önce kudurmak,  tatlanmak için önce acımak mı lazım?
İyi düşün iyi düşün diyorlar ama…
Gel de bunu içimdeki kurtlara anlat…

Manik depresif bir varoluşumuz var. Türlü türlü oyunlar ve telafisi olmayan hayat yelpazelerine dağıtılmış piyonlardan başka bir şey değiliz. Açıldıkça azaldığımız ve bazen kapandıkça çoğaldığımız bir bütünün zavallı çelimsiz parçaları kadar ancak gücümüz.
Herkesin içinde bir yanık cehennem fokurduyor. Ondandır bu sürtüşmelerimiz.
Yazın sıcağını hiç yakalayamayan akıl çemberinde boğulmuş hayallerimiz. Mutlu olmak için birazcık aptal olmak lazımmış gerçekten.
Birazcık mı?
Baya baya bi aptal olmak. Hatta bayağı olmak belki. Kalite iyi yerlerde yaşayamıyor. Çünkü ışıl ışıl parlıyor ve parlak yıldızlar diğerlerinin gözlerini kamaştırıken acıtıyor.
Neden herkes birbirini acıtıyor sahi?
Hep vakti dolmuş yapraklar gibi rengimizi kaybedip birer birer dökülüyoruz, neden?
Bir hayat yaşıyoruz ki gözlerimiz kapalı. Açtığımızda da herşey bitmiş olacak zaten.
Hediyeler hiç beklemiyorken gelirmiş ve bunun şokuyla biz mucize dermişiz onlara.
Yanıp kavrulmuşken tatlı serinliğe soyunmak gibidir hayat. Sıcağın ilacıdır soğuk. Ve kavrulmuş ruhların gizli merhemidir aşk.
Gözlerim yollardaydı nicedir.
Karın kokusunu müjdeleyen soğuğuna, toprağı yumuşatan yağmuruna, hüzünlerimize sahip çıkan kahverengimsi dokunuşuna hep hayrandım.
Ben sana hiç veda etmedim ki zaten.
Bir söz hakkım olsaydı, diğer mevsimlerden vazgeçerdim ben senin için. Seninle doğuşumdan değil de, seni derinden hissettiğim için sanırım. Önünde saygı ve itaatle eğilirdi ruhum, sorgulamadan sarılıp teslim olurdum rüzgarına, yağışına ve sersem eden fırtınalarına. Hep fırtınaların daha güçlüsüne hazırlayışına. Çünkü ben onlardan daha güçlü çıkmayı sevmişimdir hep…
Bu vesileyle hoş geldin sonbahar.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme