25 Nisan 2017 Salı

ANNE

Bildiğin tüm doğruları unutmak istersen; daha öncesinin kimsesizliğine, anlamsızlığına, amaçsızlığına kefilsen; yeni bir sayfa, yeniden bir anda, yeni bir hayata uzanırcasına açmaya, sonuna kadar kendinden açılmaya hazırsan,

Annesin…

Uykusuz her gece, kendinden bir şey koparırcasına ve hatta yırtınırcasına bir çaba, sonunda kazanması muhtemel çetin mücadele, güdülere teslim edilmiş bir beden ve çıkarılmaya hazır tırnaklar… Var edeceksin, kolay mı?
Teninde yer yer tırnak izleriyle, tarayamadığın saçın ve dinlendiremediğin nefesinle yeni bir hayata “merhaba” dersin yorgun dudaklarınla… Annesin…
Kaç kişi anlayabilir, kaç kişi elinden tutabilir? İsyana dayanırsın da kaç kişi sırtını sıvazlayabilir? Eninde sonunda herkes bir yere dağıldığında, her kafadan ayrı yükselen sesler bir bir sustuğunda, küçük ve çelimsiz ve ısrarlı bir ağlamayla baş başa kalmışsın. Sen bırakıp kaçamayan, kulağını tıkayamayansın.
Kusursuz, derli toplu, bağımsız olamayacağın günlerin dibinde ama halinden pek memnun bir kadın mı gördün aynada? İşte o sensin.
Kaç santim, kaç gram, kaç saat, kaç dakika, kaç saniye? Artık bunlarla haşır neşirsin. Zaman ne kadar da değerliymiş meğer…
Kendi anneni hatırlayıp iç geçirirken; yavrunun doğumuna, kırkına, yaşına, okuluna, diplomasına, nikâhına, başarısına dualarını bağlarsın. Kendini unutmadan ama kendini yine de unutabildiğin noktada, bazen bir gülümseme bazen de gözyaşıyla annesin.
Annesin, vazgeçemezsin.
Annesin, bırakıp gidemezsin.
Annesin, isyan edemezsin.
Annesin, artık her anneye daha yakın bir haldesin.
Sıradan, düşüncesiz ya da çaresiz olamazsın artık. Hesapta olmayan tüm fedakârlıklarla aklına hayaline gelmeyen tüm mutluluklar paralel hızda yaklaşıyor dünyana.
Şimdi daha kadın, şimdi daha insan, şimdi daha çok bir can oldun.
Annesin, yüreğinden ve rahminden aynı anda çıkarabildiğin o mucizeye şahitsin.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme