4 Ocak 2016 Pazartesi

ÖRÜMCEK

Hep uzak diyarlardan anlatırlar değil mi? Hikâyeleri, masalları, hayalleri, olayları… Hepsinin merkezinde olduğumuzu ya da merkezimizde bir oyun döndüğünü saklarlar akıllarınca. Benim farkım ne mi? Ben saklamıyorum. Kartlarımı açık oynarken, telaşlı yüzlerinde eski hallerimi görüyorum bazen. Açık olmayan tek bir şey bulamazsınız dünyamda, o kadar uzak ve ulaşılmaz görürken beni. Tıpkı anlattıkları birtakım şeyler gibi…

-          “ Bana ulaşmak istiyorsan, önce kafandaki örümcekle vedalaşman şart.
-          “ Kafamın içinde örümcek yok ki”
-          “ Aslında sen de ondan rahatsızsın. İnsan kendini göremezmiş dışardan.
-          “ …….”
-          Vücuduna dolanmış bir çeşit yaratıktır o düşünceler. Beni senden ayıranın ben olduğumu sanırsın. Oysa hücrelerine yapışıp kalmış kalıplarındır, bizi birbirimize uzak eden, düşman eden, ayrı düşüren.”
-          “ Anlamadım…”
-         “ Anlarsın. Zamanın birinde beni kaybettiğine aklın kestiğinde, kış ayazı gibi gönlüne oturan bensizlikle sarmaş dolaş olurken ya da bir işaret olsun gelmeyince benden yana, acıtsa da anlarsın.”
-          “ ……..”
-   “ Onu da sen yarattın, bensizlik veya ne bileyim kimsesizlik acı vermesin diye. Beynine kordonlar doladın, onu sıkıştırdın. Beni de sıkıştırdın. Çok ama çok sıktın…”
-         “ Öyle mi yaptım? Yani hiç farkında değildim. Bu söylediklerini çözmek bile çok uzun sürer… Kaldı ki seni nasıl anlayacağım?
-         “ Beni değil, önce kendini anlayacaksın. Ancak o zaman bana yaklaşabilirsin. Beklentilerinin karşılığı değilim. Ben yalnızca benim. Olduğum gibiyim. Aklından fikirlerine, sözlerine sarkıveren o örümceği zapt etmelisin, hem de bir an önce…”
-          “ O zaman seni bulabilecek miyim?”
-          “ Hayır”
-          “ Neden peki?
-    “ Çünkü yanlışlar insanı başka yanlışlara çeker. Beni kafandaki kalıba sokmaya çalıştıkça uzaklaşıyoruz anlasana. Ben kafanın içindekinden, arzuladığından, düşündüğünden, hayal ettiğinden önce ve daima, sadece BENim. Gördüğün kadar…”
-          “ Neden böyle zorsun?”
-          “ Sadece dürüstüm. Oyalayıcı yalanlarla işim olmaz. Yüzüne vurur da öyle giderim. Ama seni kandırmamdan daha az acı verir, inan bana.”
-          “ Gitme…”
-          “ Kafanı ve kalbini temizle. Sonra belki yine gelirim, hem de sen hiç çağırmadan…”
-          “ Özleminle nasıl başa çıkacağım peki?”
-           “ Merak etme yakında öğreneceksin. Zaten herkes öğrenmeye çabalıyor.”
-           “ Zaten öyle”
-          “ O zaman neden hissedemiyorum?”
-        “ Ben hissediyorum ve sana yolu gösterdim. Fikirlerini temizle. Beni de kendini de özgür bırak. O zaman her şey daha farklı olur.
-          “ Ah bir becerebilsem!”
-          “ Merak etme, her şey yoluna girecek.
-          “ Gerçekten mi?”
-          “ Evet, kesinlikle…”

Doğrudan hapishaneler var yüreğimizde, sevdiklerimizi de kendimizi de içine tıktığımız, anahtarlarını denize attığımız. Oysa hayat öyle güzel ki, sen, ben, onlar, geçmiş ve gelecek… Her şeyin gitgide daha çok yoluna girmekte olduğunu göremeyecek kadar yalnızlaştırıyoruz kendimizi.
Hepimiz bu oyunun içindeyiz. İnkâr etmenin bir anlamı yok, faydası yok.
Ama merak etmeyin, her şey güzel olacak.
Pek yakında…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme