22 Ocak 2016 Cuma

EN GÜZEL OYUN

Gündem sıkıntıdan, üzüntüden ağırlaşmış konularla doluyken onlardan söz etmenin size, bana ve başkalarına faydası olmayacak. Bu yüzden içinizi ısıtacak tatlı bir şeylerden bahsederek biraz olsun gülümseyelim, ferahlayalım istiyorum. Dünyada sorunlar hiçbir zaman bitmeyecektir ama bizim dünyaya verdiklerimizle çok şey değişebilir. 
Dünyadaki en tatlı şey nedir diye sorsam ne cevap verirdiniz?
Ben “çocuklardır” diyorum.
Onların varlığı, enerjisi, hareketliliği olmasaydı, şimdikinden çok daha yalnız, hatta oldukça fakir, neşesiz, amaçsız ve boşlukta olurduk.
Çocuklar bizim temize çekilmiş halimiz.
Bunları çabuk geçeyim, zaten köşe yazılarımda ve kitaplarımda sıklıkla değiniyorum.
Annelerin bana hep danıştığı, onları düşündüren sorulardan biri,
“Çocuğumla ne oynamalıyım?”
Ne kadar güzel, ufuk açıcı, yapıcı ve tabi biraz da endişe içerikli bir soru…
Bir kere oyun bir zorunluluk olarak görülürse ağırlaşarak bizi rahatsız edebilir. Gelin şu – malıyım?” takısını bir kaldırıp soruyu yeniden soralım.
“Çocuğumla ne oynayabilirim?”
Öncelikle bir rahatlayalım, gevşeyelim ve birlikte düşünelim. Dünyada çocukların hayal dünyasından daha zengin bir oyun alanı yoktur bir kere… Bunu göz ardı edemeyiz, etmemeliyiz.
En güzeli çocuklara sormak.
“Bugün ne oynamak istersin?”
O zaten sizi eğilimleriyle, hareketleriyle, seçimleriyle, istekleriyle yönlendirecek. Ona seçenekler sunmak istemekte haklısınız. Ama bunu pahalı oyuncaklar alarak yapmanıza hiç gerek yok.
Bir kere DOĞAL olun. Ve doğal malzemeleri kullanın. Elinizin altında ne varsa. Su, sabun, köpük, hamur (evde mutfakta kullandığınız) gibi maddelerle şekiller yapın, kokusunu ve yapısını hissedin birlikte.
Kar yağıyorsa kardır malzemeniz, yağmur yağıyorsa yağmur. Bulabildiğiniz kadar ağaç ve yeşillik, evde bakmayı istemiyorsanız sokaktaki hayvanlar; kuşlar, karıncalar, kedi ve köpekler (hatta İstanbul’da kirpiye bile rastlıyorum sıklıkla). Onları mümkün olduğunca tanımak, sevmek, haklarında bilgi sahibi olmak, çocuklara o kadar iyi gelecek ki… Hem de onları sahiplenmeyi, korumayı öğrenecekler. Resimlerini bulabilir, filmlerini izleyebilirsiniz. Televizyonda yeni başlayan bir çocuk programına katılan çocuklara bakıyorum da, sevdikleri hayvanlar sorulduğunda, cevapları “kedi, köpek, …” gerisi yok, takılıp kalıyorlar. Üçüncü bir hayvanı tanımıyorlar bile.
Mutfaktaki işlerinizden ayrı tutmak zorunda değilsiniz çocukları. Yiyecekleri hazırlarken onları tanıtabilir, uygun olanları birlikte yıkayabilir, ayıklayabilir, renklerini ve şekillerini inceleyebilirsiniz. Sayılarını sayabilir, çeşitlerine göre sınıflayabilirsiniz de. Böylece evde küçük bir yardımcı yetiştirmiş olacak, mutfak sorumluluklarını daha keyifli hale getirecek, ilerde çocuğunuzun ilgisizliğinden de yakınmayacaksınız.
Mimikler bile oyun aracı olur çoğu zaman. Birlikte gülen yüz, sıkılan yüz, sevinen yüz ifadeleri yapabilir, birbirinizi taklit edebilirsiniz. Hangi durumlarda bu duyguları hissettiğini onunla konuşabilirsiniz. Hatta çevrenizdeki insanların yüz ifadelerine benzemeye çalışabilir, biraz eğlenebilirsiniz bile (tabi ki alay etmeden).
Siz gidip en şatafatlı oyuncakları da satın alsanız, çocuklarınız onlarla birkaç kere oynayıp kenara atacaklar ve çoğunlukla bir daha yüzüne bakmayacaklar. Hep yeni arayışlara girecekler. Çünkü çocuklar keşfetmeyi sever. Evdeki kaşık ve çatallarla, renkli kablolarla, yastıklarla, buldukları kâğıtlarla vs. çeşitli oyunlar uydurup oynayacaklar. Neden? Çünkü onlar hayatı tanırken gerçek nesnelere ihtiyaç duyuyorlar. Boyalı ve yapay nesneler istemiyorlar. Onların eline birkaç hazır oyuncak verip “hadi oyna” deseniz de, sizlerin (büyüklerin) nelerle meşgul olduğunu hep merak edecek, zaman zaman arkanızda olmasından yorulup usandığınız bir kuyruk haline geleceklerdir J
Hiç oyuncak almayın demiyorum kesinlikle. Bütçeniz, imkânlarınız dâhilinde, yararını araştırarak, seçerek belli oyuncaklar alabilirsiniz tabi. Ama sayıca çok olmasının bir anlamı olmadığı gibi maddi külfeti, temizliği, toplaması da zor. Hem de sanıldığı kadar ilgisini çekmiyor çocukların. Onların en iyi oyuncağı etraflarındaki yaşamın gerçek nesneleri, en yaratıcı yönü sahip oldukları hayal gücü, en iyi oyun arkadaşı da onunla severek oyun oynamak isteyen herhangi biridir. Bu kişi öncelikle siz olun.
Eline telefon, bilgisayar, oyuncak vs verip kendi kendine oyalanmasını bekleme hatasına asla düşmeyin. Hayatı sizinle birlikte öğrenmesi, oyunlarını sizinle yaratması ve paylaşması en sağlıklısıdır.
Siz ona boya kalemleri ve süslü defteler de alsanız, her anne duvarlarının göz kalemi veya rujuyla boyanması şokunu yaşayacaktır J
Neden peki?
Çünkü çocuklar seçimlerini kendilerini yapmak istiyor.
“Sen bana onu mu aldın ama ben bunu keşfettim ve bununla oynamak istiyorum.”
Bitti bu kadar!
Mesajlarını aldınız mı?
Çocukları duydunuz mu?
Ben onların sözcüsüyüm.
Eğer içi dolu gülümsemelerle hayata tutunmalarını istiyorsak, onları duyarak, anlayarak, saygı göstererek onlarla birlikte yaşamayı öğrenmeliyiz.
Bugün karne günü! Okullara biraz ara verilecek. Çocukların tatilini kurslarla, ödevlerle, zorunlu etkinliklerle planlamak yerine, onların gönlündeki (tabi ki hak ettikleri) özgür seçimlerine kulak verelim.
Biz büyükler de kendi aramızda oyun oynamayı ihmal etmeyelim. Bireysel olarak da sosyal olarak da. Sadece televizyonun karşısında geçirilen vakitler veya telefon- bilgisayar oyunları sayılmaz! Hile yok.
Herkese mutlu, huzurlu, oyun dolu, çocuk kahkahaları kadar şen geçecek bir sömestr tatili diliyorum.
Not: Yazıların devamı talepler doğrultusunda gelecek.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme