26 Aralık 2012 Çarşamba

“PANTOLONUNU İNDİR, POPONU ISIRACAĞIM”


Yetenek Sizsiniz, Türkiye’de en çok izlenen yarışma programlarından biri... Geçtiğimiz akşam yayınlanan bölümdeki bazı durumlara kayıtsız kalamayışım belki de bu yüzdendir. İnsanımızın izlemeyi sevdiği, kâh güldürüp eğlendiren kâh hayretler içinde bırakan, Hülya Avşar’ın sempatik ve cana yakın görüldüğü, Acun’un hâkimiyet ve gücünü kabullendirdiği, Sergen Yalçın’ın zor beğenmesinin anlaşılamadığı, sonuçta ilgiyle izlenen  ve gündemde yer alan bir programdan bahsediyoruz…
Yetenekler sergilendikçe, izleyenler de renkleniyor ve çeşitleniyor. Bir anlamda bakış açısını ve ufku genişlettiğini söylemek bile mümkün. İzlemek, her ne kadar pasif bir eylem olsa da, alışılagelenin dışında bir farklılık çizgisi yaratıyor adeta… “Yaaa bu da olabiliyormuş”, “böyle de yapılabiliyormuş”, “helal olsun, ne adamlar var” dedirtebiliyor insanlara…
Son zamanlarda çocuklar sıklıkla katılıyor bu yarışmaya. Büyüklerden sonra onları seyre dalmak daha bir keyifli, iç açıcı, bazen de ümit verici… Jüriler de izleyiciler de bunu belli ediyor. Şirin varlıkların tatlı hareketlerine eşlik eden yeteneklerini izlerken, her şeyin küçüğünün daha bir güzel olduğu hatırlanıyor.
Gangnam Style, bu yılın modası… Hem de öyle böyle değil. Küçük çocuklar sözlerini ve hareketlerini çoktan ezberlemiş. Koyu renkli gözlükler ve birer papyon takarak, müthiş bir enerjiyle fırlıyorlar sahnelere… Evet, izlemesi pek bir zevkli…
Bu haftaki programda, birbirinden tatlı ve oldukça yetenekli iki çocuk arka arkaya seyredildi Yetenek Sizsiniz’de… İlki bateri çalan, tombik yanaklı, güleç yüzlü, masum bakışlı, 4 yaşında bir erkek çocuktu. Sunumunu yaptıktan sonra, birkaç dakikalık aralıklarla “büyük bir alkış alayım” diye tekrarlaması, sadece bateri çalmaya değil sahne şovuna da hazırlandığını gösteriyordu. Makul ve ölçülü davranışları vardı. Ancak jüri üyeleri, onun –yaşına ve gelişimine uygun olmayan- cevaplamakta zorlanacağı sorular sormakta ısrar ettiler. Hemen arkasından Hülya Avşar’ın “pantolonunu indir, poponu ısıracağım” diyerek heyecan ve iştahla konuşması çocuğu şaşırttı, utandırdı… Çocuk aynı zamanda kendisine gösterilen bu davranışı anlamlandıramadığı için, ezberlemiş olduğu “büyük bir alkış alalım şimdi” cümlesini tekrarlamaktan başka bir çıkış yolu göremedi... Yetmedi, Hülya Avşar sahneye çıkarak çocuğu kucağına yatırıp -giyinik haliyle- gelişigüzel ısırmaya başladı… Sözel ve fiziksel tacize karşın, çocuğun kıpkırmızı olması, neyle karşılaştığına ilişkin en ufak bir fikri olmasa da duyduğu rahatsızlıkla “ben gideyim, çok konser verdim yeter” demesi ise birkaç güzel duruma işaret ediyordu… Her istenilene boyun eğmemeyi, davranışlarına bir sınır koymayı ve düzgün kalabilmeyi öğrenmişti ailesinden. Küçük kız çocuklarına tacizde bulunulmasını sıklıkla eleştirirken, kadın yetişkinlerin erkek çocuklarını taciz etmesine de sessiz kalınmamalı…
Aynı yaşlardaki diğer bir erkek çocuk, Ankara’nın Bağları, Gangnam Style ve bir yabancı şarkıyı daha, kendine özgü dansları eşliğinde seslendirdi. Bir şarkıyı klibinden bire bir taklit ederek çalışmıştı. Klibin bir bölümünde, gördüğü şekliyle pantolonunu indiriverdi. Hülya Avşar’ın istediği olmuştu sanki… Biraz öncekinden farkı, bu seferki çocuk bunu isteyerek yapıyordu. Bu çocukla yapılan sohbet sırasında, “Ne diyorsun sen ya” gibi ukalalığa yakın olduğunu söyleyebileceğimiz konuşmalarına da jüri tarafından ne yazık ki prim verildi.
Seyirci alkışlarıyla ve kahkahalarıyla bu olanlara prim verdi… Jüri çok hoşlandığını ve eğlendiğini göstererek prim verdi… Oysa izlediklerimiz “güleriz ağlanacak halimize” durumudur…
Bu görüntüler bana bir kaç şeyin gerekliliğini hatırlattı. Bir televizyon şovu ya da yarışması dahi olsa, şayet çocuklar katılacaksa, çocuk gelişimine ilişkin bilgi ve vizyon sahibi kişilerin elinden çıkmalı... En azından bazı bölümlerinde işin uzmanlarından danışmanlık alınmalı. Çocuk olmanın, her şeyi yapmakta serbest olmaya yeterli ve sakıncasız olduğu düşünülmemeli. Bugün sahnede her türlü konuşmakta serbest bırakılan bir çocuğun, ilerleyen yıllarda, trafikte bencilce davranışlarına küfür ettiğimiz ya da “babasının memleketi ya, istediğini yapıyor” diye eleştirdiğimiz kişilerden birisi olması olasıdır. Bugün sahneye çıkıp yüzlerce insanın karşısında kontrolsüz bir saygı anlayışıyla davranıyorsa, sahne arkasından anne babası gülerek ve övünerek bunu izliyorsa, onların eğitim anlayışı da sorgulanmalıdır.
O Ses Türkiye’de benzer bir saygısızlık örneği yaratan yarışmacıyı diskalifiye eden Acun Ilıcalı’nın, iki olay arasındaki anlamsal bağlantıyı kurabilmesini beklerdim. 3–4 yaşlarında saygıyı öğrenmemiş olan günümüz çocukları, yarının saygısız yetişkinleri olacaktır. Bunu görmezden gelmek, hepimizi zora düşürecektir.
Çocukların televizyon yarışmalarına katılmalarını eleştirenlerden değilim. Ancak belli sınırlar ve düzenlemeler getirilmesi gerektiğini ısrarla söyleyebilirim. Reyting almak uğruna, çocukların taciz edilmesi ya da “dünyayı ben yarattım, siz de kimsiniz?” tarzındaki tavır ve konuşmalarına eğlence gözüyle bakılıp teşvik gösterilmesi, göz yumulabilecek yanlışlardan değildir.


1 yorum:

  1. Çok güzel bir konuya değinmişsiniz. Avrupa'da asla kimsenin çocuğunun ya da bebeğinin yanağını bile okşayamazsınız.

    YanıtlayınSil