12 Temmuz 2018 Perşembe

ADAM KİİİM, SEN KİM?

Bizi üzenler, zorlayanlar en büyük öğretmenlerimizmiş. Valla ben kişisel gelişim kitaplarının yalancısıyım. Yalnız, öldürmeyen acının kuvvetlendirdiğine inanıyorum çok uzun zamandır. Buna kalıbımı basarım. Sürekli büyütmek, gece gündüz demeden öğretmek, ders çıkarmayı dayatmak gibi emelleri olan şu hayatı anlamadım gitti… Burada bir şeylere hazırlanıyoruz da, esas hayat başka yerde ve başka bir zamanda mı başlayacak?

Hocam Allahın aşkına, bu öğrencilik ne zaman bitecek?
Bugünlerde beklenmez ayrılık rüzgârları esti. Paraya diz çökenlere meydan okuyan yürekli adamların bu ülkede nasıl harcandığını yeniden görmek çok üzücüydü. Gözyaşlarıyla yıkanırken alıştığımız mekânlar, para saymaya doymayanların planlarının kurbanları olduk.
Sevenler ve sevilenler olarak.
Değer verenler ve değer verilenler olarak.
Doğruyu söyleyip dokuz köyden kovulanlar olarak.
Bir köyden daha kovulmanın yarattığı derin duyguların içinde boğulmak üzereydik ne yazık ki…
Uzun saçlarını atkuyruğu yapan uzun boylu ruhsuz adam, senin yıkıp döktüğün yürekleri topladık biz, biliyor musun?
Özür dilerim, sana “adam” diye seslendiğim için.
Adam kiiiim, sen kim?
Sen patronuna şişirilmiş raporlar sunarak başta onun egosunu ve yığınlanmış malını mülkünü artırmaya devam et. Sen de onun malı olmuşsun zaten.
“Efendim, birkaç değişiklik yaptık; ufak bazı kayıplarımız oldu ama müşteri sayımız her geçen gün artıyor. Bir sıkıntımız yok…”
“Aferin.”
Siz busunuz işte. Bu kısa diyalogdan ibaret satılmış, şerefsiz üçkâğıtçılar.
Kaç kişiyi sömürdüğünüz, kimlerin hayatını kararttığınız, yüzsüzlüğünüzle pişkince yaptığınız konuşmalar yanınıza kâr mı kaldı sanıyorsunuz?
Ben size bir şey söyleyeyim, biz azınlık olsak da hâlâ bu dünyada yaşıyoruz: SİZİNKİYLE AYNI YERDE.
Geçmişler olsun size…
Haram parayı rahatlık içinde yemek nasip olmaz sizin gibilere…
Biz bu hafta çok ağladık, yıprandık, şaşkınlıktan donakaldık. Ama her kötünün yaptığı gibi, bize bir iyilik yaptınız. Bizim kenetlenmemizi sağladınız. İmajınızın çizilmesine engel olamadığınız gibi, bizi daha da fazla uyandırdınız.
Sevgi bağlarımız kuvvetlendi…
Kalp kırabilirsiniz, hakaret edebilir, iftira atabilir, görmezden gelebilirsiniz. İşinize yaramayanları kolayca ve sebepsiz yere şutladığınızı düşünebilirsiniz.
Ama tekmeyi vurduğunuz o adamlarda koca birer yürek var ya, işte sizde ondan yok.
Kaybettiniz bu oyunu.
Hedef “para kazanmak” değildi çünkü. “İnsan olmak”tı dersimiz. Yani inancımız, kitabımız bize bunu söyler, kalıbımız bu amaca uygundur.
Aaa pardon sizin tek hükmedeniniz PARAydı değil mi?
Yazık…
Biz bir karar verdik. POZİTİF olacağız, yaralarımızı sarıp hayata sıkı sıkı sarılacağız ve yine DOĞRU işler yapacağız DÜZGÜN karakterlerimizle. Görünürdeki ayrılık, iyiye güzele doğru gidişimizi pekiştirmeye yaradı. Siz vurdukça biz daha sıkı sarıldık birbirimize...
Birbirimizi severek başlamıştık bu işe, güvenerek ve destekleyerek devam edeceğiz.
Gülümsemeyi öğrendik yeniden. Her şeye rağmen...
Yeniden başlamayı, dimdik ayakta durmayı, doğru bildiğimizi savunmayı…
O yürekli adamlardan birinin sözü kulaklarımızda çınlayacak hep;
“Açlıktan ölsem yine de o bataklığa dönmem!”
Bataklık, onu yaratanları yutacak bir gün zaten…
Öldürmeyen acı güçlendiriyor işte böyle… Acıtarak ama hayata daha sıkı bağlayarak…
Benzer düşünceler içinde olanlarınızdan bir ricam var. Şu çamurdan geçilmeyen düzenin içinde, iyi bir şey yapan bir insan tanırsanız, sımsıkı tutun onu bırakmayın. Takdir edin, destek olun. Küçük adımlarını birlikte büyütün. Öyle değerli ki… Hatta elimizdeki tek avantaj budur.
Bırakmayın düzgün işler yapan insanları…
Tek ilacımız budur…
-
Bu sabah günü kucaklayarak başlamaya karar verdim. Biz yolumuza kalan sağlarla devam edip daha iyisini yapacağız dedim. Yine çıktı mavi gözlü güzel kadın; iyilik vermek için öfkeden arınmamız gerektiğini hatırlattı… Baş meleğimiz gibiydi… Dinledim onu…
Sırayla hepimizin yüzü gülmeye başladı.
Bugün yeniden başlıyoruz hayata… Şerefsizlerin yüzünden vazgeçmek yok…
-
Market alışverişinden sonra kasada bekliyordum. Beş yaşlarında bir kız çocuğuyla büyükannesi arkamdalardı. Ben ödememi yaparken, bir elinde oyuncak bebeğini tutan küçük kız, diğer eline bir sabun paketini alıp alışveriş sepetlerine koyuverdi. Büyük annesi bunu gereksiz bulmuş olmalıydı.
“Kızııım sabunumuz var ama…”
Torunu hiç istifini bozmuyordu. Anlaşılan yaptığı hareketin arkasındaydı. Büyükanne onun seçimine anlam veremedi bir türlü ama sabunu geri de koyamadı.
Sevgiyle onları izliyorum. Sonunda dayanamadım.
“Torununuz çok temiz bir küçük hanım bence”
Büyük anne şaşkın… Bir anda sevince boğuluyor…  Bir torununa bakıyor bir de bana…
“Ah yavruuum, yüzün gibi söylediğin cümle de ne kadar güzel…” dedikten sonra torununa sesleniyor, “bak abla sana ne güzel bir şey söyledi…”
Büyük annenin rahatlayışıyla nasıl bir mutluluk kaplıyor içimi. Kadıncağız hiç bu yönden düşünmemişti. Şimdi seve seve alacak o sabun paketini…
Poşetlerimi alıp çıkmak üzereyken ona iyi günler diliyorum. Teşekkür üstüne teşekkür ediyor. Bir anda bakış açısı değişiverdi. Üçümüz de mutluyuz; küçük kız, büyük anne ve ben…
“Böyle düşünmek lazım” diyorum gülümseyerek. Yaşlı kadın hâlâ biraz şaşkın, biraz hayranlıkla, en çok da rahatlamış haliyle dualar yağdırıyor arkamdan… Yüreğinde kelebekler uçuşuyor sanki…
İnanın ki günümün en güzel saatleriydi…
İyi bir şey söyleyin.
İyi bir şey yapın.
İyi bir şey düşünün.
Ve iyi bir şey bulunca sıkı sıkı sarılıp hiç bırakmayın şu kahpe dünyada…


Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme