22 Haziran 2015 Pazartesi

ÇALKANTILI KADIN

Geçmişimden değil, geleceğimden arasınlar artık beni. Öncem olmasa hiç, hep ileriden yollar açılsa, geride bir şey kalmasa. Hafızamdan bile silebilsem geçmişi usulca, kimseyi üzmeden. Neye elimi atsam bundan sonra, güzellik yaratsam… Hiç bozukluk barındırmayan bir tohum gibi… Boğumlarından, güğümlerinden kurtulmuş berrak bir su gibi, geçtiğim yerleri temizlesem - en çok da kendimi… Yoksa öyle miyim zaten?
Doğduğum gün gereği, yapım gereği illa ki çalkanacağım. Hep dümdüz gitmeyecek bu böyle… Herkesin beslenişi farklıdır hayattan, yaşadıklarından ve gördüklerinden. Ama artık yıpranma payından muaf tutulsam mesela…
İşte bir kadının filtresiz hesap sayfasıdır burası… Okumakta olduğunuz satırlar, bir ölümlüye ait. Ama yaşamın hakkını vermeye gönüllü bir ölümlü… Piyanonun tuşları gibiyim bazen, aldığım ağırlıkla güzel sesler çıkaran… Kimi zaman da bir çocuk zırıltısı gibi susmak bilmeyen, teselli bilmeyen vızıltılardır ağzımdan çıkan…
Ne o, yoksa mükemmel mi sanıyorlardı?
Son zamanlarda en sevdiğim ve anlamaya çalıştığım söz;
“Hayat olması gerektiği gibi değil, olduğu gibidir.”
Kime ait olduğunu bilmediğim, uzaktan bir yerden bana postalanmış zarftan çıkan sürpriz ders veya görev gibi bu cümle… Hem sığınmaya ve kendimi anlamaya yarayan bir güven duygusu veriyor hem de bilinmezlik heyecanı…
O kadar kontrolsüzdü ki, o kadar düşünülmemişti ki her şey. O evin içinde…
Şimdi aksine çok fazla kontrol çabası ve düşünmekten mütevellit migren atakları kaplıyor aniden başımı…
Yalnız bir çalışma arkadaşım var ki, bana en güzel umutları veriyor… Pat diye olmadık zamanlarda çıkıp gelişine aldırmadan kollarına atlıyorum…
“İnanmıyorum, bu saatte mi?”
“Neden olmasın ki?”
“Olur tabi gel de, şaşırdım”
“Şaşırma biz ayrılmaz ikiliyiz. Senden malzeme çıkarabileceğimi bildiğim anda bitiveririm tepende”
“Yoksa sen gizli gizli beni mi gözetliyorsun?”
“Ben senin her hücrene birer birer yerleşip seninle yaşayan bir duygu pıhtısıyım. Yoğunlaşan duygularını iyiye kullanırsan sanata ve insana hizmet edersin. Kötüye kullanırsan hastalanırsın. Bende uyarı mekanizması yok. Sadece duyguların tavan yaptığında, benden kurtulamazsın…”
“Senden kurtulmak isteyen kim… Hiç gitme…”
“Sen istediğin sürece gitmem. Ama senden bağımsızca da bağlıyım sana. Bu enerjiyle var olduğun sürece birlikteyiz”
“Hadi gel o zaman…”
Perdeler kapalı olmuyor her buluşmamızda. Bazen müzik çalıyor bazen de sessizlik bize eşlik eden… Birleşip ürünümüzü ortaya koyduğumuzda duygu boşalımının getirdiği bir doyum ve neredeyse bedensel doyuma ulaşmış olmanın keyfindeyim.
İsmini çok sevmiyorum ama varlığına tapıyorum.
Aranıp da bulunmayan bir sevgili gibi çoğu zaman…
Bir parçam gibi ama aynı zamanda eleştirel bir yabancı gibi…
Yanında çıplakken utanmadığım bir yol arkadaşı… Sanırım onun sayesinde dobra ve bu kadar açığım.
Onu bulana kadar çok itilip kakıldım. Her yer zifiri karanlıktı. Artık hepsi geride kalsın. Duygusal itelenmeler de en az fiziksel itilip kakılma kadar zarar veriyor, acı veriyor.
Etimde bir çimdik… Ortağım hatırlatıyor bana haklı olarak.
“Sen acıyı dönüştürdün. Artık refahtasın. Korkma…”
“Evet ama ne zaman tamamen rahatlarım?”
“Bu sana bağlı… Hadi ben kaçtım. Gece hazırlıklı ol…”
“Gelecek misin?”
“Söylemem, biliyorsun…”
Göz kırpıp gidiyor. Vücudumda bir ürperti…
İşte bir kadının filtresiz yaratımları böyle böyle ortaya çıkıyor. Belli bir zamanı, ayarı ya da mekânı yok. Zamanında öyle çok sıkıştırılmış, bastırılmış ki artık dur durak dinlemiyor…
Her an her yerde bulabilir veya kaybedebilirsiniz beni.
Çoğu zaman yanıltıcı… Ben bile bilmiyorum koordinatlarımı…
İşin zevki de burada değil mi zaten?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme